271A5A8B-90D5-41EB-A77C-012C060C1EEE

Teslim TÖRE

Bazı arkadaşlar var, Rojava’ya sitemkar: Bir umudumuz Rojava vardı, o da ABD’nin kucağına oturdu, ondan da umut kalmadı. Bazıları “Rojava dedik ama o da gitti” diyerek ABD ile ilişkilerini gösteriyor. Erdoğan’ın baş danışmanı İbrahim Kalın bile solcuların ABD emperyalizmi ile ilişkide olan PYD’yi nasıl desteklediklerine şaşıyor. Basit bir mantıkla düşünecek olursak: Sanki sosyalist bir ülke ya da ülkeler topluğu var, Rojava da onlarla değil de ABD emperyalizmi ile İlişkiye girerek yanlış bir iş yapmış da kınanıyor ve umut kesiliyor. İbrahim Kalın gibi bir aklıevveli kim kâle aldı bilmiyorum, ama Suriye sınırına o kadar güç yığarak, sabah akşam “bir gece ansızın vurabilirim” şarkısını söyleyen Erdoğan’ın baş yardımcısının solcuları Rojava’yı desteklemekle kınaması mide bulandırıcıdır. Düşünebiliyor musunuz, Rojava söz konusu olunca İbrahim Kalın bile “anti-emperyalist” oluyor (!) Daha çok anti-emperyalist mi yoksa daha çok Rojava düşmanı mı artık orasını siz düşünün! Bu aptalca kurnazlığı Rojava üzerinden ABD koruması kalksın da imha edelim diye mi yoksa solcuları Rojava’yı desteklemekten vazgeçirmek için mi, siz karar verin deyip geçerek, konuya basit mantığın dışına çıkıp, bilimsel bir gözle bakmaya geçelim.

Her şeyden önce: Global kapitalizm Mahir yoldaşın deyimi ile bütün ülkelerde bir “iç olgu” durumundadır. Mevcut konjonktürde global kapitalizm, tek bir dünya sistemidir. Bütün dünya global kapitalizme bağlı ve bağımlıdır. ABD, AB, Çin, Rusya gibi küresel güçler bile global kapitalizme bağlıdır, bağımlıdır. Rojava’nın global kapitalizmin dışında bir dünya yaratması, global kapitalizmin alternatifi bir dünya sistemi oluşturması Rojava’nın bu haliyle yapabileceği bir şey değildir. Rojava’nın yapacağı tek şey: Okyanusun orta yerinde sosyalizme evirilen bir adacık gibi kalabilmektir. Global emperyalizmin karşısına geçip kanırtmak değildir. Zaten 21. y. yılın devrimi de böyle olmayacaktır. Bir sosyalist bir de kapitalist iki ordunun karşı karşıya gelip, kızıl ordunun beyaz orduyu yendiği gibi sosyalist ordunun kapitalist orduyu yenerek devrim yapma gibi bir manzara olmayacaktır. 21. y. yıl devrimi kelimenin gerçek anlamı ile global kapitalizmin rahiminden doğarak gerçekleşecektir. Çünkü dünya global kapitalist imparatorluğun dünyası konumundadır.

Her biri global kapitalizmin bir öğesi olan AB, ABD, Rusya, Çin ve/veya diğer küresel ülkeler kapitalist imparatorluğun kolları durumundadırlar. Rojava’nın bunlardan herhangi birisine yakın durması, iş birliği yapması konusunda nitel hiç bir fark yoktur. Böylesi bir dünya konjonktüründe bırakın Rojava’yı, herhangi güçlü bir devletin bile Erdoğan’ın sahte sloganı “yerli ve milli” söyleminde olduğu gibi bağımsız kalması olanaksızdır. Olanaksız olduğu gibi ve illah da “yerli ve milli” olup bağımsız kalacağım diye bir politika gütmek de mevcut konjonktürde hiçbir ülkeye hayır getirmez. O nedenle bağımsızlık sadece yandaşı kandırmak için Erdoğan’ın kullanmış olduğu sahte bir argümandır. Bağımsızlık gibi bir duruşun, bu koşullarda Rojava için mümkün olmayacağı gibi böyle bir söylem Rojava’ya yarar da sağlamaz. Mevcut dünya sistemi ve konjonktüründe “bağımsızlıkçı” politika, kazandıran değil kaybettiren bir politikadır. Şu durumda geçerli dünya sistemi ve ona denk düşen politika “bağımsızlık” değil, kendi çıkarı temelinde global dünya ile uyum sağlamak, uyum içinde olma politikasıdır.

Bu iki nedenle böyledir. Birincisi: Gelinen noktada devrimin sermaye ihracının yaratmış olduğu “eşitsiz gelişim yasası” gereği her ülkenin farklı gelişlim seyri izlemesi nedeni ile devrimin tek tek ülkelerde değil, globalizme denk, Marks’ın deyimi ile ardışık, zincirleme dünya devrimi şeklinde gelişeceği konusudur. İkincisi: Globalizm ulusal çitlerine sığmayıp, daha fazla kâr etmek amacı ile ulusal sınırlarının ötesine taşarak, dünyada tek bir devrim ve kapitalizme karşı tek bir dünya dinamizmi yaratmış olmasıdır. Bu nedenlerle 21. y. yılın devrim ve devrimleri 20. y. yıldaki gibi bir Ekim Devrimi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Avrupa devrimleri, sonra Çin, Vietnam vb. gibi olmayacaktır. Devrim globalizmin anamalı ülkelerde mayalanacak ve ardışık bir karakterle, zincirleme olarak dünya devrim sürecini başlatacaktır.

Peki neden böyle olacaktır? Çünkü global kapitalizm devrimin yapması gereken ulusal sınırları kaldırma, ulusal devletleri pörsütme, ulusal parayı, ulusal pazarı aşma, Almanya ve bir çok ülkede görüldüğü gibi ulusal modernizenin monolitik yapısı yerine bir çok ulustan insanları vatandaş yaparak demokratik ulus yaratma sürecini başlatmak gibi şeyleri kendisi yapıyor. Bu yapılanlarla geleceğin ulusunun demokratik ulus, devletinin demokrat devlet, toplam yapılanmasının ise demokratik federasyon ya da konfederasyon olacağına doğrudan işaret ediyor. Marks’ın her yeni toplumun bir öncekinin sinesinden ya da rahminden doğacağı belirlemesi gerçekliğinden dolayı, yaptıklarının bir kısmını yukarıya özetlemiş olduğum global kapitalizmin rahminden de böylesi bir toplumsal sistemin doğacağına kuşku yoktur. 20. y. yılın devrimlerinin tümü feodal ve yarı feodal üretim ilişkisinin içinde ve daha çok da devrimim ebesi olan zor yoluyla doğdular. Devrime ebelik yapan faktör değişmeyebilir, ama 21. y. yılın devriminin anası 20. y. yılın devrimlerinin anasından kesinlikle farklı olacaktır: Global kapitalizm…

Devrimin anası gibi kendisi de 20 y. yılın devrimlerinden hem karakter, hem yapısal, hem öncülük, hem öncülük bileşenleri, hem nicel ve nitel farklılıklar taşıyacaktır. Rojava Devrimi bu politikasını olduğu gibi devam ettirerek birkaç sene daha ayakta kalmayı başarabilirse gelecek devrimlere öncülük edebileceğine kuşku yoktur. Sorun Rojava’nın güçlü olup olmaması sorunu değil, kapitalizmin devrime gebe olup olmaması, devrimin doğum yapmasının kapitalizm tarafından engellenecek gücünün olup olmamasıdır. Rojava Devrimi ve sonrasında da görüldüğü gibi emperyalist süper güçler bile Rojava Devrimi’ni engelleyemediler. Engelleyemedikleri gibi Rojava dDevrimi’nin Kuzey Suriye’ye, G. Kürdistan’a, oradan da İran’a olan domino etkisini de önleyemediler. Yakın gelecekte Irak’a yansımasını da önleyemeyeceklerdir. Çünkü global kapitalizm kendi doğası gereği bir toplumsal devrime gebe, doğum sancıları çekiyor, doğum yaparken de kendi tarihsel ve toplumsal sonuna doğru geri dönülmesi olanaksız şekilde yol alıyor. Artık dünyayı yönetemez konuma geldi. Öyle ki; K. Kore ile ABD arasında çıkmış olan nükleer savaş tehlikesini bile çözemiyor.

Donald Trump ile Kim Jong-un gibi iki dangalak dünyayı nükleer savaş dikeninin üzerine oturtmuş durumda. Trump başkan olduktan beri dünyadaki hiçbir sorunu çözemediği gibi her gün yeni sorunlar yaratıyor. AB-ABD, ABD-Rusya, ABD-Çin, ABD-Suudi Arabistan-İran gibi onlarca olgu mevcut global dünya düzeninin hiç de iyi yönetilmediğini ve yönetilemeyeceğini net olarak gösteriyor. Kapitalizm tarihinin hiç bir döneminde kapitalizmin iç çelişkileri bu kadar derinleşmemiş, bu boyutta bir düşmanlık düzlemine varmamıştı. Sovyetler Birliği, sosyalist sistem kapitalizmin iç çelişkilerini törpüleme işlevi görüyordu. Sovyetler Birliği çöküp eşyanın doğası gereği kapitalizmin iç çelişkilerini törpüleyen faktör ortadan kalkınca, benzetmek yerindeyse ‘taşlar birbirini yemeye’ başladı. Bunların toplamı: Dünyamızın böyle gitmeyeceğini, bir değişime gereksinim duyduğunu, hatta değişim konusunda bir zorunlulukla yüz yüze olduğuna somut verilerle işaret ediyor.

Doğanın diyalektiğinin dayatmış olduğu bu değişim nedeni ile iki süper güç ve diğer küresel güçler Rojava’yı yok etmek ya da Erdoğan Türkiye’sine bırakmak yerine, tersine koruyor, üzerinde ittifak yapma yarışına giriyorlar. Giriyorlar çünkü Rojava Devrimi ile kapitalist emperyalizm arasında çelişki küresel kapitalist aktörlerin kendi arasındaki çelişki, başka bir deyimle kapitalizmin iç çelişkisinin yanında tabir yerindeyse “solda sıfır” kalıyor. Küresel güçler kendi aralarındaki çelişkiye bakarak, Rojava ile aralarındaki çelişkiyi kâle bile alamıyorlar. Bu somut gerçeklik, toplumsal ilerleme tarihinin, doğanın diyalektiğinin, kapitalizmin kendi sonuna doğru yaklaştığının ama bu sonunun daha çok da kendi iç çelişkilerinin daha da derinleşmesi ile olacağını gösteriyor. Kapitalizmin söz konusu iç çelişkiler yumağı Rojava’yı gölgede bırakıyor. Bıraktığı için de küresel güçler birlikte karşı koyup, yok etmek yerine birbirinin elinden kapmaya çalışıyorlar. Rojava zaten bu haliyle kapitalizme bir tehlike de teşkil etmiyor. Rojava Devrimi domino etkisini artırır ve kapitalizmi tehdit eden bir boyuta çıkartabilirse belki o zaman global kapitalizm Rojava Devrimi’ne yönelebilir. Ama şimdilik aralarında uzlaşmaz bir çelişki gözükmüyor.

Rojava Devrimi demokratik ulus, demokratik devlet, demokratik federasyon temelinde Suriye’nin ve bölgenin sorunlarına çözüm üretiyor. Bunun hiç olmazsa şimdilik süper güçleri ürkütecek bir yanı yoktur. O nedenle Rojava’nın kendi ve karşılıklı çıkarlar temelinde ABD, Rusya ve diğer küresel güçlerle işbirliği yapması hem kaçınılmaz hem de kendi çıkarınadır. Mevcut ilişki Rojava’yı gelecekte ki; dünya devrim sürecinin bir öğesi olarak tutma konusunda da elzemdir.

Teslim TÖRE – Teletex News24 
4 Ocak 2018