2DABD7E2-FC38-44B1-91FC-82D20875C493

Sedat DOĞAN

Bilim, iletişim ve teknolojinin zirve yaptığı bir dünyada, bu gün artık hemen her milletin kendilerine ait toprakları/ vatanları vardır. Onların birey, toplum/millet olmaktan kaynaklı çıkar ve değerlerini koruyan bir devletleri vardır. Kimi Milletler, belki bazı zorlamalar sonucu parçalanmışlar. Ancak yine de söz konusu çıkarlarını koruyan bir devletleri mutlaka vardır. Buna aykırı düşen tek istisnai millet, ne yazık ki Kürtlerdir… Çünkü Kürtlerin hem toprakları 5-6 parçaya bölünmüştür. Hem de bu parçaların haklarını, dahası varlıklarını koruyan kendilerine ait ne bir yapıları ne de bir devletleri var… Peki, büyük ekonomi ve askeri güçlerin, tekçi bir zorbalığın hâkim olduğu günümüz dünyasında. Etrafları Zorba Diktatörlükler ile kuşatılmış olan Kürtler, bu halleriyle, Ortadoğu’da bir millet olarak varlıklarını koruyabilecekler mi? Bu mümkün müdür? Konumuz bu. Konuya girmeden önce Kürtler ve Kürdistan’ dair bir kaç belirlemede bulunalım.

Kürtlerin Ortadoğu’daki varlıklarının başlangıcı 6-7 bin yıla kadar gider. Topraklarına bin yıllardır Kürdistan denilmiştir. Buraya başka bir yerden gelmemişler. Yani kendi topraklarının asli sahipleridirler. Kürdistan, bütün semavi dinlerin ana vatanıdır. Her üç semavi dinin nerede ise bütün peygamberlerinin ya doğum yeri Kürdistan’dır. Ya ölüm yerleri, ya da Kürdistan’da hayat sürdürmüşler. Dolayısıyla pek çok din, inanç ve mezhebin çıkış kaynağıdır. Kürdistan, tarih boyunca hep önemli bir jeo stratejik kavşak noktası olmuştur. Tarım ve hayvancılığının ilkin ortaya çıktığı yerdir. Tarım, Ziraat ve ticarete dair ilk yasaların yazıldığı mekândır. Önemli ticaret ve suyollarının geçtiği bir yerdir. Büyük bir yer üstü ve yer altı zenginlik kaynaklarına sahiptir. Günümüzde büyük petrol, doğalgaz yatakları ve güçlü bir içme/ tarım suyu kaynaklarının çıkış kaynağıdır. Farklı, din, millet ve kavimlerin kesişip buluşma noktası olmuştur. Bu yüzden tarih boyunca pek çok ciddi savaşa mekân olmuştur.

Kürdistan coğrafyası takriben 560.00 kmk dir. Kürt nüfusunun ana çoğunluğu Müslüman- Sünni ve şafidir. İslam dininin başta Alevi, Caferi mezhepleri olmak üzere Hanefi, maliki, Hanbelî… Mezheplerine de mensuplar. Geri kalan Kürtler Ezdi, Zerdüşti, Asurî, İsevi, Musevi, Şemsi, Yaresan, Keldani, Kakai… gibi din ve inançlara sahipler. Kürtler bütün din, mezhep ve inançlarıyla dindar ve muhafazakâr bir toplumdur. Kürdistan’da anadil Kürtçedir. Çokluk itibariyle Kürmanci, Sorani, Gorani, Zazaki-Dimili, lori lehçeleridir. Bunun yanında Kürtler zorunlu olarak Türkçe, Arapça, farsça, Türkmence’yi öğrenmişler. Süryanice, Ermenice, İbranice, Azerice, Rusça konuşan Kürtler de mevcut.

Kürdistan, Milattan sonra 1000’li yıllardan önce Bizans, Pers ve Sasanilerin egemenliğine girmiş. 1000’li yılların sonrasında ise artık Müslüman idarelerin kontrolüne giren bir coğrafyadır. Önceleri Emevi, Abbasi, Selçukluların, daha sonra ise bir kısmı İran’ın, bir kısım ise Osmanlıların egemenliğinde kimi zaman özerk, kimi zaman yarı özerk olarak 19’cu y.yıla kadar geldi. 19’cu y.yılın başlarında başlayan 1’ci dünya savaşı sonrasında bu sefer 5- 6 parçaya bölünüp 5- 6 ülke arasında pay edildi. Bu paylar büyüklük sırasına göre Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya’dır. Kürdistan’ın nüfusu, ortalama 50 milyon olarak varsayılıyor. Çünkü işgalciler, Kürtler, varlıklarının ve güçlerinin farkına varmasınlar diye, bu güne kadar objektif bir nüfus sayımlarına bile izin vermediler. Bu nüfusun tahmini olarak 25-30 milyonu Türkiye’de,9-10 milyonu ırakta, 7 milyonu İran’da,3 milyonu Suriye’de geri kalan nüfus ise Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Avrupa ülkeleri ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşıyor. Ne acıdır ki, bu kadar kalabalık bir millet, Ana dili, kültürü ve değerleri, adı geçen ülkelerin çoğunda asla kabul görmez, temel insan haklarından bile mahrum, her türlü zulme mahrum bir yığın olarak varlığını sürdürmektedir. Kürtlerin toprakları, 19’cü y.yıla kadar İran ve Osmanlı gibi idarelerin egemenliğinde kalmışlarsa da dil, kültür, geleneklerini, değerlerini, varlıklarını koruyarak taşıyabildiler.

Ancak, 19’cu y.yılda gelişen tekçi, inkârcı ve asimileci ırkçı politikalar, Kürtlerin artık millet olarak varlıklarını koruyabilme şansını nerede ise ortadan kaldırdı. Hangi parçada ve hangi devletin egemenliği altında kaldılarsa kalsın, değişen pek bir şey olmadı. Yeni nesiller bulundukları her yerde çok ciddi bir fiziki ve özlerinden uzaklaştırıcı asimileci ırkçı politikalara maruz kalıyorlar. Bu bağlamda özellikle Türkiye, ırak, iran ve Suriye gibi devletlerde 19’cu y.yıldan bu yana Kürtlere uygulanan fiziki kıyımcı ve asimileci ırkçı politikalar, insani bütün sınırları zorlamış durumda. Kısacası Kürtlerin bu her dört ülkenin içindeki son yüz yıllık tarihlerine çok özet olarak katliam, kıyım, hapis, sürgün, talan ve asimilasyon tarihi diyebiliriz. Çünkü detayları için ciltler dolusu kitap yazmak gerekiyor. Zaten yazılmış da… Bu nedenle sadece somut birkaç olay ve olgu üzerinden konuyu özetleyeceğiz:

Türkiye’de Agıri, Piran, Sason, Dersim, Zilan, 33 Kurşun olayı. Seyit rıza ve Şeyh Saidin idamları. 90’lardaki köy boşaltmalar ve faili meçhuller furyası. Roboski katliamı,Son yanlış Hendek kurulumları ve Feci Katliamları…Ve yüz yıldır Kürdistan’dan hiç eksik olmayan sıkı yönetim.Darbeler ve olağandışı hal yönetimleri altında sürdürülen esaret yüklü bir yaşam…Cumhuriyetin ilanından bu yana bu katliamlar hiç durmadı diyebiliriz. Sadece isim ve şekil değiştirdiler…İran’da Kadı Muhammed’in idamı ile başlayan zulüm bu gün hemen her gün birkaç kürdün resmi olarak vinçlerle idamları söz konusu…Irakta şeyh Abdulselam Barzani’nin idamı, Halepçe, Enfal katliamları. Son Kerkük, Musul ve Şengal katliamları, işidin canavarca barbarlığı. Suriye’de hala kimliksiz yaşayan Kürtler. Âmudê Sinemasında diri diri yakılan Kürt Çocukları. Baba ve oğul Esadın zulümleri. İşid barbarlığının somut bir eseri olan Kobani Direnişi ve zaferi…

Bu olaylarda hayatlarını kaybeden Kürtlerin gerçek sayılarını bulmak çok zor. Ancak milyonlarla ifade etmek mümkün. Özellikle Arap baharından sonra İşidin, Kürt topraklarına yönelik barbarlığı ve Güney Kürdistan’da geçen yılın Eylülünde düzenlenen bağımsızlık referandumundan sonra, Kürdistan’ın bütün işgalcileri ve genel olarak dünyanın Kürtlere karşı takındığı hasmane tutum, Kürtleri çok ciddi bir şekilde düşünmeye sevk etmeli. Hele Kürt yapı ve örgütlerinin kendi içlerinde gelişen iç ihanetleri, her şeylerini gözden geçirmek gibi bir mecburiyete sürüklüyor. Kürdistan’da bütün bunlar olup biterken Kürtlerde kendi güç ve kapasitelerine göre elbette boş durmadılar. Her parçada çeşitli legal veya illegal parti, örgüt, hizip ve cemaatler kurdular. Ancak Kürtlerin işgalcileri onlara karşı zaten hiç rahat durmadılar. Ellerindeki resmi askeri güç ve devlet nüfuzlarına ilaveten, hem halka hem kürt yapılarına yönelik el altından çeşitli istihbari amaçlı parti, cemaat, örgüt ve dernekler kurdular. Kimilerine suikast düzenlediler. Kimilerinin içlerine sadık elemanlarını salarak Kürtleri çok ciddi bir hedef ve amaç sapmalarına uğrattılar. Uğratmaya devam ediyorlar…

Kürtler millet olarak, şu anda bu parti, örgüt ve hizipler karmaşasında adeta lime lime olmuş, kıble ve istikametlerini kaybetmiş durumdalar. Kim nerede duruyor? Kim hangi güce hizmet ediyor, belli değil. Kürtlerin, bu cani işgalciler karşısında Kürdistan’ın bütünlüğü ve Kürtlerin birliğini savunmaları, zaten ölümcül, ağır bir suç. Ancak feci olan artık bu suçun, bir takım ideolojik ve dini sapmalarla malul, çeşitli Kürt hizip veya cemaatler tarafından da, güya Kürd ve Kürdistan’a hizmet adı altında işleniyor, savunuluyor olmasıdır. İşgalciler adına artık onların iş tutmalarıdır. Bunun somut örnekleri bütün parçalarda çok acı bir şekilde yaşanıyor ne yazık ki…

Mesela güneyde Bağımsızlık Referandumunun başarısızlığa uğratılması her ne kadar işgalcilerin bir eseri olarak ortaya çıktıysa da, bunda iç ihanetin rolü çok belirgin. Türkiye’de Kürtler adına, legal zeminde, yaşanan büyük sivil zafere rağmen, çok uçuk bir karanlıkla, güya halk adına üretilen, sorgulanması, sorulması bile ihanet olarak algılanan ve sonucu tam bir yıkım ve felaket olarak halka yansıyan, halka giydirilen deli saçması kirli savaş deneyimi, yanlış hendek kurulumu gibi politikalar… Suriye Kürdistan’ında yaşanan üstün savaş becerisine rağmen sivil yaşamın, tekçi kapalı bir kutu görünümüne dönüşmesi…

Bütün bu acı gerçekler gösteriyor ki Kürtlerin, bu gün orta doğuda en ağır sorunları, bir millet olarak kendi varlıklarını koruyamamaktır. Birilerinin iddia ettiği gibi Kürtlerin hiç de ciddi bir din problemleri ve bunun için yapmaları gereken bir din savaşları falan yoktur. Çünkü etraflarındaki kavimler dini, yani Müslümanlığı ne kadar yaşayabiliyorlarsa onlar da en az o kadar yaşıyorlar. Hatta kimi araştırmalar Kürtlerin mevcut kavimlerden daha çok dindar oldukları belirlemelerini yapıyorlar…

Ancak bu tablo gösteriyor ki Kürtler, bütün dini, mezhebi varlıkları, inanç guruplarıyla Kürt bireyi, Kürt milleti olarak kalamama, varlıklarını sürdürememe, kendi topraklarında kendi değerlerini koruyamama gibi çok ağır bir ırkçılık, asimilasyon ve imha ile karşı karşıyadır. Üstelik bunu yapanlar “gâvurlar” falan değil. Kendilerine “din kardeşlerimiz” diyen Türkler, Araplar ve farsların sahip oldukları devletler ve hükümetler yapıyor. En kötüsü de, bunu din/İslam kisvesi altında yapıyorlar…

Bu durumda Kürtlerin birlik ve ittifakı acil bir zarurettir. Ancak dünyanın her yerinde toprakları işgale uğrayan bütün milletlerin mensupları acilen ortak bir derin akıl veya aklıselim ile bir araya gelirler. Çoğunluğun kararıyla bir legal veya illegal bir yapı kurarlar. Bu yapı, o halkın ortak bir millet oluş gerçeğine, o milletin bütün değerleri için mücadele verirler. Arzuladıkları ortak hedeflerine ulaştıkları vakit ise artık dünyanın geçerli değer ve normlarına göre kendilerini şekillendirirler. Böylece milletleri hem bir işgalden kurtulurlar. Hem de dünya ile uyumlu, medeni ve saygın bir millet olarak dünyadaki yerlerini alıp yaşamlarını sürdürürler. Hiç bir millet yaşamını, çocuklarını, birikimini nerede ise bir asrı bulacak, sonu meçhul bir şiddet sarmalına kurban vermez. Verdiklerinin ise hesabını sorar.

Ama ne yazık ki bu gün Ortadoğu’daki diktatörüyle ruhlu işgalci bütün yapılarda olduğu gibi Kürtlerde de çok ağır bir hastalık gelişmiş durumda. Esas gaye ve amacı, milletin bütününe hizmet eden bir yapı veya örgüt değil. Milletin bütününü kendi örgütüne, sorgulanamaz, sapkın diktatöriyel savunularına hizmet etmek zorunda olan bir millet algısı hâkim kılınmaya çalışılıyor. Bu durumda büyük bir milletin küçük örgütleri falan değil, büyük bir örgütün esiri olan küçük, sapkın bir millet algısı oturtulmaya çalışılıyor. Bu öylesine kanıksanmış bir hastalık ki, arkasında eşinin desteği bile olmayan kimi tipler bile, kendilerini önemli bir parti veya gurup lideri olarak halka pazarlayabiliyorlar. Örgüt ve partilerin dar çıkar çatışmaları, bütün Kürt milletinin temel çıkarları olarak bu mazlum halka dayatılabiliniyor. Bu hastalık ister dindar, ister seküler olsun, bütün Kürt örgüt, parti ve cemaatlerinde mevcut. Buna ek olarak düşmanların istihbari ve ajan faaliyetlerinin üzerine Kürt Parti, Örgüt ve cemaatlerinin kendilerine ait xain ve ajan jargonları da eklenince toplum, artık ortalık xain, satılmış, işbirlikçi ve ajandan geçilmez hale geldi. Bu anaforda aynı evi paylaşan, birinci dereceden kan bağı olan insanlar bile birbirlerine güvenemez hale geldiler…

Kürtlerdeki bu acı travmayı, ta 2000 yıl öncesinden Büyük İskender’in hocası çözüyor: B. İskender Kürdistan seferinde Zagros dağlarına dayanmış bir türlü aşamıyor. Hocasına mektup yazıyor. Karşımda bir halk var. Devletleri falan yok. Dağlara çekilmişler. Önüm kış. Bunları aşamazsam perişan olurum. Ne yapmalıyım, diye mektup yazar. Hocası cevap verir. Bunlar muhtemelen Kürtlerdir. Savaşçı bir halktır. Onları öldürerek bitiremezsin. Önemli adamlarını para, rüşvet ve mevki makamla satın al. Onlar birbirleriyle uğraşır. Sen de yoluna devam edersin…

Tıpkı bu anlatımdaki gibi ne yazık ki bu durum sadece işgalcilerin işini kolaylaştırıyor. Böylesi bir atmosferde en dürüst birlik ve ittifak çağrısı bile zor karşılık buluyor. Çünkü hiçbir yapı bu güne kadar dara düşmediği müddetçe aklına diğer Kürt kardeşlerini hiç getirmedi. Ve o güçlü zamanlarında hatırı sayılı bazı fedakârlıklarda bulunamadı ki, kendi sempatizanları dışında geneli etkileyen samimi bir çağrıya dönüşebilsin. Kürtlerin bütününü bir çatı altında tutabilecek bir güven versin. Bu gün Kürdistan’da çok ciddi bir güven bunalımı sorunu mevcut. Kürtler, işgalcilerine ne kadar güvenemiyorlarsa, artık kendi yapılarına da o kadar güvenemiyorlar, diyebiliriz ne yazık ki. Halk arasında ciddi bir sıkıntı yok. Ama örgüt ve yapılar arasında çok ciddi bir güven sorunu var. Onun için: Kürtler birlik ve ittifak için farklı bir yol izlemeli.

1-Önce her parçanın büyük-küçük yapıları, kendi içlerinde bütün Kürtlerin meşru temsilcileri, âlim, müttefekir, Seyda, aklı başında Ru Sepilerinden oluşan, Kürt ve Kürdistan Mefkûresini esas alan Derin-Ortak Akıl ve birlik çalışmaları yapılmalı. Bütün zorluğuna rağmen, bütün Kürt kesimleri kendilerini bu yapının içinde bulabilmeli. Ve bu birliktelik bütünüyle gönüllü bir esasa dayanmalı. Cebir ve zorlama ile birlik ve ittifak oluşmaz. Halkın güç ve imkânları ile günlük yaşamları kolaylaştırılmalı. Halk işgalcilerinin insafına terk edilmemeli. Dahası kötü pratiklerle halk düşmanından medet umar bir ruh hali ile işgalcilerinin kucağına itilmemeli…

2-Bu parçalardaki ortak akıl çalışmaları,50 milyondan oluşan dört parçanın ortak çıkarlarını esas alan hukuki, mali, idari ve askeri birlikteliği esas alan bir ruhla çalışmalarını olgunlaştırmalı.

3-Bu dört parçada olaşan ortak akıldan oluşan üst bir şemsiye ile bütün Kürdistan’ı tek vatan, bütün Kürtleri kardeş olarak kabul eden ortaklaşa siyasi, idari, mali, hukuki… bir yapılanmaya gitmeli. Bu yapı hem yerel hem uluslar arası arenada Kürtlerin her türlü haklarını savunalı.

4-Bu Şemsiye, her parçanın koşullarına göre şekillenen bir mücadele pratiği geliştirmeli. Herhangi bir parçadaki yerel bir güç oradaki kürde bir zulüm ve haksızlık yaptığı vakit her şeyi ile kendisini onlara karşı konumlandırabilmeli. Kürtler dün belki yoksulluk, bilgi ve imkân yetersizliğinden birlik olamıyorlardı. Bu gün ise ortak akıl ve vicdan hariç, her şeyin çokluğundan dolayı bir araya gelemiyorlar galiba. Çünkü bu gün Kürtlerin ellerindeki imkânlara baktığımızda, bırakın birlik ve ittifakı, rahatlıkla bir devlet kurulup yönetilebilirler. Ve bu temelde 50 milyonluk halkın arasında, birlik konusunda hiçbir sıkıntı yok… Bütün sıkıntı ister legal, ister illegal parti, hizip, cemaat ve guruplar arasında. Kendilerini bulunmaz hint kumaşı sanan vizyonsuz siyasetçi ve liderler arasında…

Kürtler,1.ci dünya savaşında belki bir takım imkânsızlıklardan dolayı devlet olabilme haklarını ıskaladılar. Bu gün ise pek çok imkâna rağmen parti, örgüt, cemaat, siyasetçi ve kanaat önderleri arasında ortak –derin bir akıl, ruh ve fikir ve hedef birliği olmadığından kaybedecekler galiba. Kürtlerin ortak aklı, tarihin bu önemli virajında bu sıkıntıyı acilen aşmak durumunda. Yoksa bütün işgalciler ve onlara ram olmuş kimi zavallı Kürtler bu mefkûrenin ölümü için elinden gelen hiçbir şeyi esirgemiyorlar. Yeni Kürt kuşakları büyük ölçüde artık Kürt olarak büyüyemiyorlar…

Son söz Allahtan umut kesilmez. Bu halkın elindeki imkân ve nüfus gücü bu sıkıntıyı aşabilecek güçte. Dilek ve duamız odur ki Kürtlerin yapıları, siyasetçileri de artık bu gerçeği görür, bu halkı bu zulmün çarklarından artık kurtarırlar… Allah mazlumlardan yanadır…

Sedat DOĞAN- Teletex News24

03.01.2018/Amed