1DC8F2F1-2B47-4983-9960-104D16456D8DBugün çok sayıda politik gündem o kadar içiçe geçmiş ki hangisini öne çıkarmak, hangisine vurgu yapmak gerekiyor insanı zorluyor. Tarihin hiçbir aşamasında Kürdistan’ın geleceği, Kürt halkının kendi haklarını kazanma için verdiği mücadelesi ile Ortadoğu sorunları bu kadar birbirine girift olmamış ve bu kadar birbiriyle etkileme içinde olmamıştı. “Politika hem sanattır, hem de bilimdir” tanımının sanat olan yanı bugün Kürtler için muazzam önemli bir önem taşımaktadır. Çok yönlü denkleme dayanan politikalar, ancak ilgi uyandırabilir ve sorunların çözümünün önünü açabilir tespiti sanki bugünler için söylenmiştir. Ortadoğu’da yaşanan son gelişmelerin gereğinden fazla abartıldığı, suni gündeme dönüştürüldüğü ve iç politik dengelere basamak yapıldığı şimdi herkesten fazla Kürtleri dikkatlini çekmelidir.

Kudüs’ün ABD tarafından İsrail’in başkenti olarak “kabul” edilmesiyle birlikte, konunun AKP iktidarı tarafından makyavelist bir amaçla kullanılmasını sadece “İslam’ı” istismar olarak değerlendirmek ve iç kamuoyunu kendi istediği çerçevede yönlendirmek olarak görmek saflık olur. Kudüs “İsrail’in başkenti yapılmış” argümanı hem Ortadoğu’da hem de iç politikada liberal, laik ve seküler güçler üzerinde bir sindirme aracı olarak kullanılmak isteniliyor. AKP iktidarı, uzun zamandır Kürtler üzerinde doruğa çıkardığı baskı cenderesini, şimdi ikinci bir cephe açarak liberal ve laik güçlere karşı da harekete geçmiştir. CHP’ye yönelen saldırılar bu yeni cephenin habercisidir. Çünkü AKP iktidarı “hilafet” arzusundan vazgeçmiş değildir. En önemlisi “tek adam olma” hırsı yalnızlaştırmayı artırdıkça, korkuyu da artırmaktadır.

Kaldı ki AKP iktidarı zaten fiilen Kudüs’ü çoktan İsrail’in başkenti olarak tanımıştır. Siz bakmayın “Kudüs “Müslümanların kırmızıçizgisidir” demelerine. İsrail’i ziyareti eden devlet yetkilerini karşılayan Simon Perez’in, “İsrail’in başkenti Kudüs’e hoş geldiniz…” diye başladığı konuşmasına ne o zaman ne de sonrasında en küçük bir tepki verilmemiştir. “Mavi Marmara olayında” Türkiye ve İsrail arasında yapılan anlaşma metninde Ankara ve Kudüs ibarelerin yer alması manidardır. Bunun tarihsel geçmişi de vardır. “Filistin” topraklarını Yahudilere para karşılığı satan; o çok yücelttikleri, adına tv’lerde diziler yaptıkları Abdülhamit’tir. İsrail devletini ABD’den sonra ikinci olarak tanıyan devlet de Türkiye’dir…

Kaldı ki sözünü ettiğiniz “Müslümanlar” kimlerdir? Mısır ve Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok Arap devletinin bu konudaki tutumları ortadadır. İran başka bir telden çalıyor ve “Şii hilali” peşinde koşmaktan başka amacı yok. En önemlisi Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması ya da olmaması ne Arap-İsrail sorununu çözer, ne de Ortadoğu’ya demokrasi gelmesine katkı yapar.

Ortadoğu halklarının birbirine olan düşmanlığını ortadan kaldıracak yegâne yol demokratik konfederalizmin yaşamla buluşması olacaktır.

Efrin Kantonu Ekonomi Bakanı Dr. Ahmet Yusuf’un deyimiyle, “sorunları çözecek olan üçüncü yoldur”. Bunun dışında Ortadoğu’ya barış getirebilecek başka hiç bir yol yoktur. Bunun en somut örneği Kuzey Suriye’de görülmektedir. Kuzey Suriye halkları kendi değerleriyle, demokratik bir yöntemle “demokratik konfederalizmi” yaşamla buluşturarak sorunlarını çözmeye başlamıştır. AKP iktidarı ve tutucu bölge devletleri bu çözümleyici Kürt paradigmasınının halklar nezdinde etkisini gördükleri için bir olup Kürt halkına ve demokrasi güçlerine saldırmaktalar.

Kerkük olayından sonlar Kürtler başlarına gelen faciadan ders çıkarma zorunluluğu yanında, yeni görevlerle karşı karşıya kalmışlardır. Kuşkusuz Ortadoğu’da yaşanan çatışmaların çok derin tarihi kökenleri, ekonomik yanları vardır. Beş bin yıllık tarihten söz edenler var. Bilinen en önemli gerçek, Ortadoğu’daki devletlerinin tümünün Kürt sorunu karşısındaki derin düşmanlık beslemeleridir.

Somut konuşursak: Güney Kürdistan referandumu sırasında Mahmut Abbas’ın sarf ettiği “Kürdistan’ın kurulması vahim bir sorundur” sözleri Kürt halkını yaralamıştır. Daha önemlisi Kürt halkı ne zaman bir hak arayışına girmişse ve bunun için mücadelesini yükseltmişse bölge devletleri Bremen mızıkacıları gibi farklı tonlarda da olsa hep bir ağızdan “Kürtler İsrail’in piyonudur” ideolojik kalkanıyla saldırıya geçmişlerdir.

“Pompalanmış antiemperyalist” duruşlar ve sahte “İslam” naralarına Kürt halkının karnı toktur. Kürtlerin ana gündemi “ulusal demokratik birliğin” kurulması çalışması olmalıdır. Birlik sayesinde tüm Kürdistan’da kollektif yönteme dayalı “bilge” bir yönetim yaratılmalıdır. “Bilge” yönetim sayesinde “klişe” haline gelmiş ve süreci yönetemez konuma düşmüş ve içi boş yöntemlerle “yöneticilik” yapan kişi ve kurumlar tarihe karışacaktır. Dipten gelen dalga hem Kürtlerin ulusal birliğini oluşturacak hem Kürt halkının kültürel formasyonunu artıracaktır. Tüm Kürtlere düşen ana görev bu uğraş için işbaşı yapmaktır. Kürt halkı “suni gündemler” peşinde koşma lüksüne sahip değildir.

 

Ömer Ağın – Teletex News24