A0E90397-823E-4070-9002-F1EE97A2449120.y.yılda birisi burjuva demokrasisi, diğeri proletarya demokrasisi olmak üzere iki tür demokrasiden söz ediliyordu. Burjuva demokrasisi burjuvazi için demokrasi, proletarya için diktatörlük, proletarya demokrasisi ise proletarya için demokrasi, burjuvazi için diktatörlük olarak niteleniyordu. Bunu en çok da Lenin savunuyor, kuramlaştırıyordu. Enternasyonalizm de yine sınıf temelinde değerlendiriliyor ve geleceğin dünyası da işçi sınıfının dünyası olarak belirtiliyordu. Ekim Devrimi’nin lideri konumuna gelen Lenin Sovyetler Birliği devletini bu tezin zemini üzerine oturtturarak “proletarya diktatörlüğü” olarak niteledi. Sonra da herkesin bildiği gibi bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kalktı. Ne Sovyetler Birliği Sovyetler Birliği olarak kalabildi, ne de proletarya enternasyonalizmi dünya işçi sınıfının egemen olduğu bir dünya yaratabildi. İnsanlığın toplumsal ilerleme sürecinde açılmış olan söz konusu defter kapandı, sıra dünya toplumsal ilerleme sürecinde yeni sayfaların açılmasına geldi. Dünya toplumsal ilerleme sürecinde açılacak olan yeni defterin: Demokratik ulus demokratik devlet ve demokratik federasyon ya da konfederasyon sayfaları olacak gibi.

Bu tezin kuramcısı APO’dur. Ama ekonomik alt yapısını oluşturan ise global kapitalizmdir. Global kapitalizm dünyanın toplumsal ilerleme sürecinin bu çığır üzerinde ilerlemesinin ekonomik alt yapısını oluşturuyor. Bil vesile 20. y. yılda ekonomik alt yapı ile dünya toplumsal ilerleme kuramı çakışmıyorken 21. y. yılın toplumsal ilerleme kuramı olan demokratik ulus ile onun ekonomik alt yapısını oluşturan globalizm çakışıyor. Global kapitalizm kendine tek bir dünya pazarı yaratırken, enternasyonalizmin önünde ki en önemli duvarı ulusal çitleri yıkıyor. Globalizmin dünya egemenliği ulusal çitleri yıkıp sermayenin önündeki engelleri kaldırırken dünya da büyük sarsıntılara neden oluyor. Toplumsal deprem mahiyetindeki bu sarsıntılar bölgemiz Ortadoğu’da IŞİD barbarlığı ile insanlığın bir değeri olan demokratik ulus temelinde karşı karşıya getirdi. Bu karşılaşma sonucu barbarlık bütün dünyaya yayılma istidadı gösterdi. Bu bağlamda barbarlığa karşı demokratik ulus temelinde geliştirilen demokratik modernite de evrensel bir boyut kazanarak, insanlığın gözünün demokratik ulus modeline dönmesine neden oldu.

Demokratik ulus modelinin domino etkisi ilk olarak global sermayenin ulusal modernizenin koymuş olduğu ulusal çitlerini ortadan kaldırdığı AB’de kendini gösterdi. Demokratik ulusun domino etkisi AB ülkelerinde İspanya’nın Katalonya bölgesinde oldu. Katalanlar İspanya merkezi yönetimine baş kaldırarak kendi kaderlerini tayin hakkını istediler. Sorun çıktı, çözümü için uğraş veriliyor, sorunun demokratik yollarla çözülebileceğinin ipuçları gözükmeye başladı. Söz konusu domino etkisinin bütün Avrupa’yı saracağı, bütün dünyaya yayılacağı kuşku götürmez. İnsanlık 20. y. yılda proletarya enternasyonalizmi temelinde insanlık için yapamadığı tek bir dünya federasyon ya da konfederasyonunu demokratik ulus kuramı temelinde yapacak gibi gözüküyor. 21. y. yılın dünya toplumsal ilerleme süreci 20. y. yıldan farklı olarak: Ekonomik alt yapı, siyasal üst yapı, kuramı toplumsal dinamizm olarak komplike bir gelişim seyri izliyor. 20. y. yılın karşıtlar birliğinin sentezi olarak domino etkisine sahip, toplumsal devrimi dünyanın altıda birisi olan Rusya ve Orta Asya ülkelerinde oluşmuştu.

Devrimin kapsam alanı, yer altı, yer üstü zenginlikleri çok büyüktü. Devrim ideolojik, politik, yapısal bakımdan da çok güçlüydü. Dünya çapında yaratmış olduğu enternasyonal etki de asla küçümsenemeyecek boyuttaydı. Kapitalizmle devrimin her biri bir diğerinin tersi istikametine doğru bir gelişim seyri izliyordu. Ama yukarıda belirtmiş olduğun gibi 21. y. yıldaki gibi ekonomik alt yapı, siyasal üst yapı, toplumsal doku ve dengeler bazında dünya çapında komplike bir denklem ve uyum olgusu yoktu. Daha da önemlisi, 21. y. yıldaki gibi kapitalizmle dünya devrim süreci aynı istikamete doğru gitmiyordu. Dünya devrim süreci enternasyonale doğru evrilirken kapitalizm ulusal modernizeyi dayatıyordu. Bu gün yani 21. y. yılda, global kapitalizm AB benzeri bütün dünyada ulusal modernizenin koymuş olduğu ulusal çitleri, ulusal sermayeyi, ulusal pazarı kaldırıp tek bir dünya pazarı, tek bir dünya sitemi ve giderek te bir dünya federasyonu oluşturma seyri izliyor. Dünya toplumsal ilerleme süreci ve devrim hareketi de ulusal modernizenin koymuş olduğu sınırları aşmak, burjuva ulus yerine demokratik ulusu geliştirmek, ulus devlet yapısı yerine federasyon ya da konfederasyonu koymak, bütün dünyada bir federasyon oluşturma amacı güdüyor. Global kapitalizmle amaçlar ayrı, fakat istikamet aynı olan bir süreç yaşanıyor.

Tam da Marks’ın her yeni toplum bir öncekinin rahiminden doğar dediği gibi globalizm kendi sonuna doğru giderken kendi rahiminde bir sonraki toplumu taşıyor, ölümle doğum birbirini izleyecek gibi. O nedenle Ekim Devrimi gibi devasa bir devrim küçük çaplı olan Rojava Devrimi’nin Avrupa’da yaratmış olduğu gibi bir domino etkisi yaratamadı. Sözünü etmiş olduğum, toplumsal doku ve dengeler nedeni Ekim Devrimi’nin Avrupa’da devrim bazında bir domino etkisi oluşmadı, Marks’ın her devrim bir karşı devrimi de tırmandırır dediği oldu. Avrupa’da devrim değil Hitler faşizmi gibi bir karşı devrim oluştu. Devrim, karşı devrim anti tezi ve doğanının diyalektik yasası gereği demokratik ulus karşıtı olarak AB ve dünya çapında bir de Rasizm doğup gelişmeye başladı. Rasizm daha çok da sürgünlere ve göçmenlere karışı bir konum yaratıyor. Globalizm dünya egemenliğini kurmaya çalışırken geçmişteki gibi bir üçüncü dünya savaşı çıkartmadı. Ama buna denk din zeminli ulusal modernize kökenli iç savaşlar çıkarttı. Bu türden savaşlar insanları toplu halde göçe zorladı. Hatta birinci, ikinci dünya savaşlarının yol açmadığı kadar çok geniş çaplı göçlere yol açtı.

Sayıları milyonlarla belirlenen göçler yaşandı. Bunlara daha iyi bir dünyada yaşamak isteyen insan kitlesi de eklenince dünyamız bir göçler dünyasına dönüşmüş oldu. Zaten siyasi sürgünler çoktan beri vardı, geri kalmış ülkelerde gelişen gerici diktatörlükler, faşist devlet yapılanmaları, dünyanın yeni baştan yapılanacağı, yeniden yapılanırken de göçmenlerin ve sürgünlerin de rol oynayacağı bir ortam da doğdu. Sürgünler, yeni bir hayat yaratmak için göçenler, savaş, doğal afetler vb. gibi nedenlerle zorunlu göç yaşayanlar ve tabi ki Almanya’nın da üretimi artırmak için gereksinim duyduğu iş gücü Hitler faşizminin “ari ırk” yapmaya çalıştığı Almanya’yı Hitler’in yaratmak istediği Almanya’nın tersine dönüştürdü. Çok uluslu, çok kültürlü, çok dinli ve Alman toplumun önemli bir çoğunluğunun da uyum sağladığı, adeta demokratik ulusun doğal bir prototipi oluşmuş durumda. Tabi buna karşı doğal olarak da çok güçlü bir karşı devrim, ırkçı faşist bir güçte doğmuş ve gelişme istidadı gösteriyor. Bir iç savaş düzleminde olmasa bile bir iç çatışma çıkar mı belli değil. Şimdilik belli olan ırkçı faşistlerin cinayetler işleyerek, insanları evleri ile birlikte yakarak, sokak hakimiyeti sağlayarak organize olup iktidara yürümekte olmalarıdır.

Bu haliyle Almanya’da Rasizmle devrimci demokrasi mücadelesi geleceği belirleyecek bir nitelik taşıyor. Ama Rasizm 1930’larda olduğu gibi Alman sermayesinin en büyüklerinin desteğini alabilmiş değil. Tersine Alman sermayesinin en büyüğü Alman ulusal sınırlarının ötesine taşmış, global sermayenin önemli bir gücü olarak Rasizme karşı duruyor. Rasizmi ancak globalleşemeyen, globalleşemediği için de global sermeye tarafından yutulmaktan korkan sermaye destekliyor. Rasizmin bu sermaye gücüne dayanarak iktidar ve muktedir olma şansı yoktur. O nedenle Almanya’nın geleceğinde giderek demokratik bir ulusun parçası olmaya aday yabancılarla Almanya’nın yabancılarla uyum sağlayan, onları destekleyeneler belirleyici olacaklardır, Rasistler değil. Neyse, yakın gelecekte bunu daha somut olarak göreceğiz. Buraya göçmenler, sürgünler ve daha iyi bir dünyada yaşamak isteyen yabancılarla doğal olarak oluşmakta olan bir demokratik ulus modeline bir nokta koyarak, Rojava Devrimi’nin domino etkisiyle gelişmekte olan diğer demokratik ulus modeline geçelim.

Demokratik ulusun bir modeli antagonistik olarak Almanya’da oluşmakta olduğu gibi bir gelişim seyri izlerken bir Suriye’de, organize bir şekilde öznel öğenin öncülüğünde oluşan modeli var. Bu model güçlü bir domino etkisine sahip. Söz konusu model, hiç olmazsa şimdilik Avrupa’nın genelinde 19. y. yılda Marks’ın: Avrupa’da bir komünizm hayaleti dolaşıyor dediği gibi 21. y. yılda da AB’de bir demokratik ulus hayaleti geziyor. Bugün İspanya, yarın İngiltere, sonraki gün İtalya, daha sonra İsveç, Fransa vb. gibi yayılıp gidecektir. Dünya işçi sınıfının enternasyonal amacına ulaşabilmesi için demokratik ulus mücadelesine gereken desteği vererek, sınıf çıkarına sahiplenmesi gerekiyor. Çünkü bu onun da mücadelesidir.

 

Teslim TÖRETeletex News24