A46AFAB3-9459-4F22-B5EB-FA18383AFC01Cehaletin daniskası bilerek yanlışta ısrar etmektir. Çevrenize bakın. Bu tiplemelerden sürücesini bulursunuz. İnatlarına mı, bir kapıya beyinlerini rehin bırakmasına mı saysak bilmiyoruz ki. Olan biten kabak gibi ortadadır. Gözünüz, kulağınız varsa görün, dinleyin. Geriye ne kalır? Olan biteni dilinizle olduğu gibi ifade etmektir. Bu çok mu zor? Yok birilerinden aferin alacaklar ya. Birilerinden maddi ve manevi bir karşılık beklentileri var ya. İşte sorun bu olunca bizimkiler olan biten gerçekleri dile getirmeyi “neyin nesidir“ yaşam tarzı ediniyorlar. İşte bu vatandaşlarımız bu nedenle her zaman obsayıta düşüyorler. Düşseler de sorun ettikleri yok ya. Yanlışta diretmeye devam diyorlar.

Hepimiz aynı gemideyiz. Varacağımız limanı ve rotasını biliyoruz. Gemi ters yola giriyor. Uyarıyoruz ama sözümüz para etmiyor. Kaptan bildiğini okuyor. Bu nedenle bir türlü beklediğimiz limana varamıyoruz. Gemi ya kendi etrafından dolanıp duruyor, ya da korsanların beklediği limanlara varıp bizi dövdürtüyor. Kaptana soruyoruz. Ya kardeşim bize düşmanlığın ne? Aldığımız cevap dostlara şenlik. “Bizi desteklemekten şaşmayın“(!) İşte kaos burada başlar. Kimimiz itiraz etsekte, yanlışta ısrar edenlerimiz; “Onlardan daha iyi mi bileceğiz?“ “Bu olumsuzluklar olduysa suç kaptandan değil, ya pusula yanlıştı, ya da kaptanın bir bildiği var,“ gibi absurb cevap alıyoruz.

Bakınız! 1992 yılından bu yana Irak-KDP ve YNK Kürdistan’ın Güneyi’nde bilfiil iktidardırlar. Az-boz bir zaman değil. Tam 26 sene. Ülke inşası için tek bir çivi çakılmamış. Devleti devlet yapan tek bir kurum oluşturulmamış. Var olan Parlemento’nun kapısına kilit vurulmuş. Ülke coğrafi olarak olduğu gibi siyasi olarakta parçalanmış. Milli siyaset, milli birlik literatör de kaldırılmış. Bu arada bu heriki parti “stratejik müttefiklik anlaşması“ yapmış. Bu anlaşma gereği Kürd millet servetini sömürgecilerimizle birlikte “kardeş, kardeş,“ paylaşılmış. Kendileri milyarder olurken, halk açlığa mahkum edilmiş. Toplum buna itiraz edince bu kez linç başladı. Ölümler, yaralanmalar, sokak ortasında dövülmeler devreye girdi. Ülke yaşanmaz bir hale geldi. Yönetenler mevcut yöntemle ülkeyi artık idare edemez hale geldi. Halk bu yönetimle insanca bir yaşam koşuluna kavuşamayacağını anlayınca mevcut duruma itiraz etti. Bunun üzerine Hewler Yönetimi, “Bağımsızlık Referandumu“ ile hem soygun sistemini, hem insan hakları ihlallerini perdeleme yoluna baş vurdu.

Buna hem içte, hem dışta itirazlar oldu. Koşullar buna müsait değil denildi. Fakat Hewler Yönetimin başka kozu yoktu. Bununla kendi iktidarını sürdürmeyi düşündü. Tüm itirazlara rağmen bayraklar enine boyuna uzatıldı, şahşahalı mitingler yapıldı ve yerine getiremeyecekleri söylemlere baş vuruldu. “Kimse bizi kararımızdan vaz geçiremez. Halkımız karar verecek ve biz bağımsızlık ilan edeceğiz,“ deyip duruldu. Sonuç ortada. Ülkenin %40-50 kısmını düşmana terk edildi. Petrol kuyuları, gümrük kapıları düşman eline geçti. Kürdistan’ın Güneyi tam bir ablukaya alındı. Şimdi sanki bu olan biten normalmış gibi Başbakan sıfatı taşıyan Neçirvan Barzani ve suç ortağı yardımcısı Qubat Talabani Avrupa turuna çıktılar. İlk durakları Paris oldu. Fransa devlet Başkanı ile görüşmesi sonrası mikrofonların karşısına geçtiler. “Referandum geride kaldı, önümüze bakalım,“ diyorlar.

Günaydın dedik. Diyelim demesine de bunun bir hesap kitabı olmayacak mı? Kürd Milleti’nin uğradığı bu trajediye neden olan politika ve uygulamalar masaya yatırılmayacak mı? Anlaşıldığı kadarıyla bu trajediye yol verenlerin böyle bir derdi yoktur. Onları anladık. Ya peki bunlardan bağımsızlık bekleyen kendilerini Kürd aydın ve politikacısı olarak ifade edenlere ne demeli? Tıpkı Hewler İktidarı gibi onlarda olan biteni dış düşmana bağlayıp duruyorlar. El insaf yani!

Evet baylar! Bu tutumunuza yurtseverlik yükleyebilirsiniz. Ama değil. Niye? Bakın izah edelim.

Bizim gibi ülkesi parçalanmış, bölüşülmüş, sömürge ötesi bir statüye mahkum edilmiş bir millet devletleşebilmesi için her şeyden önce milli bir politikaya sahip olması ve milli birliğini gerçekleştirmesi lazımdır. Artı uluslararası bir süper güç veya güç blok’un desteğini alması zorunludur. Kürdler de bu herikisi de yoktur. İç birlik yok. İç birliğini sağlamamış bir millet bağımsızlığa ulaşamaz. “Bağımsızlık Referandumu“nu destekleyenlere bir soru. Kürdistan’ın Güneyi’nde iç birlik var mı? Olduğunu söyleyen yok iken peki nasıl bağımsızlık ilan edilecekti? Biz bu mantıkla bu iş olmaz dediğimizde “çok bilmişlerimiz“(!) bizim yurtseverliğimizi tartışma konusu yaptılar. Peki ne oldu? Olan şudur: Kürd Milleti’ne ihanet edildi. Bunu yapanlar ve bu suça ortak olanlar belli. Gerisini tarihe bırakıyoruz.

İkincisi, Hewler İktidarı, Kürdlere bir statü sağlayan ve bunu ileriye taşımaya çalışan ABD ve Koalisyon Güçleri ile izledikleri politika ve uygulamalarla ters düştü. ABD’nin politikalarını boşa çıkarmaya çalışan Türkiye, İran ve Rusya ile işbirliğine girdi. Kendilerini iktidara taşıyan ABD devredışı bırakılarak karşı olduğu cephe ile ilişki geliştirdi. Bu son hataları oldu. ABD ve müttefikleri kendilerine artık yeter dedi.

Bakınız! ABD, Kürdlere devletleşme yolunu açmıştır. GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi) ile bunu ifade etmiştir. Bu projeyi anlayan kaç Kürd var derseniz iki elin parmaklarını geçmez deriz. Gerisi dillerine doladıkları “ABD Kürdleri sattı, ha satacak“ meşkulliyetleri kalıyor. Bu politika ile sakat Kürd politikasının borazancılığını yapmaya devam ediyorlar. Bu kesime söyleyeceğimiz şudur: ABD mi “Kürdler birlik olmayın,“ dedi. ABD mi “sömürgecilerinizle işbirliği yapın,“ dedi. ABD mi “İran ve Türk askerini ve istihbaratını Kürdistan’a taşıyın,“ dedi? ABD mi “Kürdistan’ı sömürgecilerin ekonomik sömürgesi haline getirin,“ dedi? ABD mi “Kürdistan’ı coğrafi ve siyasi olarak bölün,“ dedi? ABD mi “çiftbaşlı yönetimler kurun,“ dedi? ABD mi “Kürd Millet servetini İran, Türkiye ve Rusya ile birlikte hortumlayın,“ dedi? ABD mi “halkı boş verin, ama siz milyarder olun,“ dedi? Say say bitmiyor ki. İşte mesele buradadır. “ABD Kürdleri sattı,“ diyenler bu soruların cevabını bulmak zorundadır.

Bakınız! ABD, Orta Doğu’ya yeniden şekil vermeye çalışırken karşı savaştığı güçler Kürd Milleti’nin düşmanı devletleridir. Kürdleri de müttefik olarak kabul ettiklerini defalarca telefuz ettiler. Her alanda destekte verdiler. Kürdleri de daima uyardılar. Milli politika oluşturun, birlik olun, devleti devlet yapan kurum inşa edin, başta Peşmerge olmak üzere kurumları tekleştirin dedi. Fakat ne Irak-KDP ve ne de YNK bunu dinlemedi. Dinlemedikleri gibi Kürdistan’ı kendi aralarından parçaladıkları gibi Kürd toplumunu ayrıştırarak düşmanlaştırdılar. Irak-KDP Türkiye, YNK İran’ın dümen suyuna girdi. Kürdistan bu her iki devletin arka bahçesi oldu. Bu da yetmedi. Rusya’ya alan açıldı. Rusya ile 2 milyar varil petrol anlaşması yapıldı. İşte bu olan bitenden sonra ABD dövmeye bastı. Irak-KDP ve YNK Kürd Milleti’nin devletleşmesi önünde engeldir, bunların aşılması gerekir kararına vardı. Kendilerine yöneldi. Kendilerini kurdukları Irak ordusu ile vurdu. Bu ilk vuruştur, arkası var.

Bize ulaşan bilgilere göre ABD, bu süreçte izleyeceği politika ile Kürdistan’ın Güneyi’nde halk desteğini alan insan haklarına saygı duyan, demokrasiyi içselleştiren, dünya sistemi ile uyum içinde çalışacak bir iktidar kurmaya çalışmaktadır. Bunun yanı sıra bu iktidarı koruyacak askeri bir yapılandırma inşa etmektedir. Şu an iki alay oluşturmakla meşkuldur. Bunun için ABD bütçe bile ayırdı. ABD bu yöntemle Hewler İktidarı’nı Irak-KDP ve YNK elinden almaya çalıcaktır. Bu bir idea değildir. Uygulamadadır. Bu yöntem önce Irak’ta denendi. İran yanlısı Nuri Maliki, bir türlü ABD’yi dinlemedi. Dinlemeyince IŞID ile vuruldu. IŞİD Musul’a girmesiyle Irak ordusu tasfiye oldu. Bu Nuri Maliki’nin düşüşüne neden oldu. Onun yerine ABD tarafından Haydar Abadi getirildi. Onu korumak içinde bir ordu kurdu. Aynı yöntemi bugün Hewler İktidarı’na karşı uygulamaya koymuştur.

ABD, bu plan ile Kürdistan’ın Güneyi’ni Türkiye ve İran’ın arka bahçesi olmaktan kurtaracaktır. Doğal olarak onların işbirlikçilerini de iktidardan düşürecektir. Bunu yapmak için ABD’nin elinde sayısız kozu vardır. İlk kozunu açtı. Hewler İktidarı’na büyük bir darbe vurdu. Blöf yapmadığıda görüldü. Kurduğu Irak ordusu ile kendileri vuruldu. Petrol kuyuları va gümrük kapıları Irak’a teslim etti. Bu ve benzeri uygulamalar devam edecektir. Ekonomik olarak Irak-KDP ve YNK çökeltilecekler. Bu birçok çevre açısından bu uygulamalar şimdilik anlaşılmayabilir. Bu uygulamaların sonuçları ileride anlaşılacaktır. Bize göre Kürdistan’ı geleceğe taşıyan uygulamalardır. Bunun başka yolu yok muydu denilebilir. Kuşkusuz olabilir ama ABD bunu uygun görmüştür. Her ne kadar uygulamalar Bağdat Hükümeti eliyle olsa da bunun politikasını ABD belirlemektedir. Bu politikalarla Kürdistan’da tahribat yaratmamaya özen gösterilmektedir. Ki Kerkük bile işgal ettirilirken işgal eden ordunun başındaki komutanın bir Kürd seçilmesi tesadüf değildir.

Şu iddia doğru değildir. Hani deniliyor ya: “ABD, Kürdleri sattı“(!) Bu kesinlikle doğru değildir. Bu operasyon Türkiye, İran ve Rusya’nın arka bahçesi yapılan Kürdistan’a müdahaleydi. Kürdistan’ı Kürdistanlılara teslim etme operasyonu idi. Kürdler bu operasyonla kuşkusuz bir trajesi yaşadılar. Büyük kayıpları oldu. Bu bir yerde zorunluydu. Kayıplar telafi edilir. Burada yapılmak istenen önem arz eder. Ya Kürdistan, Türkiye, İran, Rusya’nın arka bahçesi olacaktı, ya da buna müdahale edilip Kürdistan yeniden Kürdlerin eline verilecekti. ABD, ikincisini seçti. Kullanılan yöntem hoşumuza gitmeyebilir. Kuşkusuz bu işin başka yöntemleri de elbette vardı ama bu yöntem Kürdlerin arasında derin yaralar açardı. Buna baş vurulmadı. Neydi bu yöntem? İç isyan! İşte ABD, Irak ordusuyla Hewler İktidarı’na bu darbeyi vurmasıyla bu önlendi.

Amaç şudur: Irak ile birlikte Kürdistan’ın Güneyi’nin demokratikleştirilmesidir. Kürdlerin millet olarak haklarına kavuşması için bir süreliliğine Irak ile birlikte yaşaması gerekmektedir. Kürdistan’ın bu coğrafyada yaşaması için Irak ile birlikte demokratikleşmesi zorunludur. Irak’taki güç Haydar Abadi ve destekleyenleridir. Kürdistan’ın Güneyi’ndeki güçler Irak-KDP ve YNK başındaki baronların dışındaki güçlerdir. Bunun garantörüde ABD’dir. Bu coğrafya bu güçlerle yeniden dizayen edilmeye çalışılacaktır. Bunun stardı verildi bile.

Bu plan öyle kolay olmayacaktır. Planın başarısı demek Irak-KDP ve YNK’nin iktidarına son verilmesi demektir. Bu heriki parti bunu kolay kabullenmeyeceklerdir. Fakat bu konu da yapabilecekleri fazla bir şeyleri de yoktur. ABD planı uygulamaya koydu bile. Bunu her halükarda başarmaya çalışacaktır. Irak-KDP ve YNK hakkında elinde sayısız dosya bulunmaktadır. Bu dosyaların bir kısmı önlerine konulmuştur. Kamuoyuna açıklanmasa da bu dosyaların açılması onları çok büyük zora sokacaktır. Bu iş tutuklanmalarına kadar gidilecektir. Bu, kendilerine de iletilmiştir. Gerisi onlara kalıyor. Ya bir an evvel geçici milli bir hükümet kurulur ve seçime gidilir. Kazanan iktidar olur, ya da Irak-KDP ve YNK buna ayak diretir savaşı göze alır. Bu da onların sonu olur. Gelişmelerin seyri budur. Buna karşın bizim Kuzeyli kimi kesimlerin hala Irak-KDP ve YNK’nin yanlışlarını düzeltmekle uğraşmayı politika edinmeleri yanlışta ısrar etmenin daniskasıdır. Buna yurtseverlik atfetmeleri de çıkmazlarıdır. Ki yaşayacakları birlikte göreceğiz.

Sonlarken bu çevrelere diyeceğimiz şudur: Yanlışta ısrar etme yurtseverlik değildir. İnadı bıraksınlar. Olan biteni olduğu gibi dile getirsinler. Aşılması için engel olanları uyarsınlar. Kürdistan yurtseverliğin gereğide budur. Bizden söylenmesi.

 

Hussein Erkan & Hasan H. Yıldırım- Teletex News24