Öncelikle 12 kasım akşam saat dokuz buçuk sularında yaşanan depremde yaşamlarını yitiren Kürdistanlılara rahmet, ailelerine başsağlığı ve yaralılara da acil şifalar dilemek istiyorum.

 

BD548CC8-2F75-4426-BEB4-7C42844E7C76

Başurdaki provokatif referandumdan sonra böyle bir acının yaşanması Kürdistanlıların kayıplarını artırdı. Doğal bir afet olduğu için bir şey belirtilemez belki ama zorda olan insanlarımıza hep birlikte yardım etmeli ve dayanışma içinde olmalıyız. Bu görevimizi unutmamalıyız.

Başur halkına bir oyun oynandı. Kürtlerin kaderi bir birine bağlıdır. Bu oyun tüm Kürtlere zarar vermiştir. Referandum adlı “Barzani oyunu” ile Barzani atalarının “geleneğini” tekrarlamıştır. Kulak boynuzu geçer sözünü doğrularcasına oğul babasının “aşbetal”ını kat kat aşan zarar verdi Kürtlere. Babası zamanında sadece silah bırakıp savaşmayalım denilerek mevziler bırakılmıştı. Fakat “kulak” sadece mevzi bırakmadı. Ülkenin yarısını bir kaç saatte Kürdistan işgalcilerine teslim etti.

Bu büyük teslimkârlığın altından kalkmanın zor olduğunu anladığı için hemen başladı ağlamaya sızlamaya. “ABD destek olmamış, Heşde Şabi milislerine ağır silah verilmiş vb…” sözlerle gözünü alemin kapısına dikmiş, verilecek azığı bekleyen biri olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Bu da yetmeyince yer yer direkt isim vererek YNK yöneticilerini “ihanetle” suçlayarak kendisini temize çıkarmaya çalıştı. Hewler’de her gün birileri ile görüşürken, Kürdistan’da sadece kendisi varmış havalarını estiren, kimseyi dinlemeyen, kral emir fiyakası basan adam, yenilince hiç bir şeyden haberi olmayan kör, bir süre dilsiz ve hep sağır adam gibi konuşmaya başladı. Bu basitlikle provakasyonunu temize çıkaracağını sanma kurnazlığına girdi. Kürtler artık bunu yutmayacaktır. Teslimiyet teorisi nasıl yapılır, yenilgiye gerekçeler nasıl üretilir görmek isteyen varsa M. Barzani’ye baksın. Direnerek kazananlara düşman birinden başka bir şey de beklenmezdi zaten.

Kürt aydını ve yazarı adını almış kimilerinin işinin de teslimiyete ağıt yakmak durumu anlamaya başladıklarında da “sinekli sülo” hikayeleri düzmek olduğunu da bu süreçte bir kez daha gördük. Bunların felsefesinde “ancak bu kadar olabilirdi, ABD oyun oynadı vb…” yazılar yazmak bildikleri tek şeydir. İşbirlikçi ilkel milliyetçi Kürtlerde sanki ABD babalarının oğlu, bunları kurtarmakla görevli bir devletmiş gibi konuşmak temel kafa yapısıdır. İlginçtir Başurun yarısını satan M. Barzani komplosundan sonra bu ihaneti temize çıkarmaya çalışanların başını Suriye ve Türkiye Kürtlerinden bazıları çekiyor. Demek ki işbirlikçinin işbirlikçisi olmak böyle bir şeymiş. Demek ki bir kaç bin dolar teslimiyeti temize çıkarmaya yetiyormuş! Bunu da Kürt gençleri kabul etmeyecektir.

Kürtler, DAİŞ çetesine karşı savaştaki başarılarından büyük bir moral almıştır. Kürtler bu mücadele sayesinde dünyada daha iyi tanındı. Destan gibi bu mücadele sürecinde Kürtlere karşı oynanan tüm oyunlar ve planlanan tüm komplolar bir bir yenilgiye uğratıldı. Kürtler dünyada meşruiyet kazandı. Kürtlerin kazandığı itibar ve meşruiyet başını Erdoğan’ın çektiği Türk faşist saldırılarını askeri ve siyasi olarak çok zorlamaya başladı. Kürtlerin DAİŞ karşısındaki zaferi siyaseten TC’ye karşı bir zaferdir. Çünkü bu zafer Kürtleri tarih sahnesine kendi emekleri ve mücadelesiyle daha güçlü çıkarmıştır. Ve giderek siyasal statü kazandırmaya başlamıştır. Bu da TC’nin tekçi ulus devletinin sonunu getirmiştir. Dolayısıyla DAİŞ bitince TC de yıkılacaktır. DAİŞ bitecek TC yıkılacak. Bu bir Kürt insanın içinden geçen ve öylesine söylenmiş ya da sıradan bir tespit ve söz değildir. Kürtler sahneye çıktıkça Kürtleri inkar ve imha eden her güç de yeniliyor ve yok oluyor. İşte Erdoğan ve çetesi böyle bir gerçekliğin hezeyanlarını yaşıyor.

Çıldırmasının altında bu realite vardır. “Varsa yoksa Kürt sorunu ne Kürt sorunu ya, biz onu çözdük” sözünü hatırlayın. Şimdi bu yazılanların Başur referandumu ile ne ilişkisi var diyeceksiniz.

Dünyada Kürtleri inkar eden tek devlet TC’dir. Adı Türk olsa da Türklerin olmayan bu devlet, Kürtlerin varlığını kendi ölümü olarak biliyor. Askeri ve siyasi olarak Kürtlere güç getiremeyince Kürtleri uygun bir zamanda yok etmek için denetimine almaya karar vermiş bir TC vardır. TC denetimindeki Kürtler iki türlüdür. Birincisi direkt hain olanlardır. Türk kontrgerillasına bağlı kimi korucular ve Kürtlüklerini inkar ederek devletin bazı mevki ve makamlarında görevlendirilenler bu sürüdendir. Sürünün İkinci türü ise maddi çıkarları için Türk devleti ile iş tutanlardır. Bu ikinciler kendilerince TC ile siyasi ilişki içindedirler. TC, denetimindeki bu Kürtlere Kürt halkının özgürlük mücadelesini göstererek “onlar kazanırsa siz yok olursunuz” politikası ile korkutup kullanmaktadır. Bunun için bu iki kesim Kürt halkının kimlik ve statü kazanmasını engelleyen temel güçtürler. KDP’nin AKP içindeki hainlerle ilişkisinde gördüğümüz gibi bunlar TC gözetiminde ilişki ve ortaklık da yapabilmektedir. Yaşanan gelişmelerden ve Kürtlerin gücünden ötürü artık hiç bir güç direkt ben Kürtlere karşı savaşıyorum diyemiyor. Kürtlere karşı inkarcıların savaşı artık Kürtleri Kürtlerle vurma taktiğini esas alıyor. Bunun için Barzani referandumu TC’nin Kürtleri Kürtlerle vurma komplosudur diyorum. Çünkü Kürtleri bölen ve ülkemizin önemli bir kısmını düşmana bırakan bir sonuca yol açtı. Kürtlerin itibarını zedeledi. TC’nin yapmak isteyip yapamadığını adamları Başurda yapmıştır. Bunu bilmeyen buna inanmayan Kürt Kürtlüğünden şüphe etmelidir.

TC kuruluşundan bu yana üç defa Kürt katliamı yapmıştır. Her üç katliam dünya savaşları sürecinde yaşanmıştır. 1915-1925 yılları arası birinci dünya savaşıdır. Bu süreçte Asuri, Ermeni ve son olarak Palu-Henê katliamı yaptılar. 1936-1938 yılları arası ikinci dünya savaşı yıllarıdır. Agirî ve Dersim katliamlarını yaptı. 2010 da başlayan ve halen devam eden üçüncü dünya savaşı olarak adlandırılmış bu süreçte de Başurda Êzdî, Rojava’da ve Bakur’da Sûr, Cizîr, Nisebîn, Şirnex katliamlarını yaptı. Katliamların en büyüğü budur. Bu katliam saldırıları karşısında büyük bir direniş verildiği için yapılan katliamlar tam sonuçlandırılamadı. Rojava’da Kürtler adım adım Bakure Suriye federasyonu esprisi ile kendi sistemlerini kuruyorlar. Kimlik ve kültürlerini yaşayacak imkanlara kavuşuyorlar. Bakur Kürtleri direnerek yenilmez olduklarını gösterdiler. Devlete demokratik çözüm olmazsa sonuna kadar savaşacaklarını ilan ettiler. Bu direniş dünyada Kürtlerin tanınmasını sağladı. Kimliği ve statüsü kabul edilmeyen Kürtler çağımızın faşist çetelerine karşı savaşın öncülüğünü yaparak dünyanın her yerinden anti faşistlerin ortaklaştıkları cepheyi kurdular. DAİŞ ve müttefikleri dünyanın gericiliğini, Kürtler ve ittifakları dünyanın ilerici cephesini temsil ediyorlar. Gericiler “bu ilerici cephenin zayıflaması gerekiyor” diyerek içerden Kürtler bir birine girsin ve güven kaybetsin istediler. Bu tam başarılmayınca Kürtler içinden gerici cephenin dayanağı olacak ve bu cephe tarafından tüm dünyaya “bakın işte Kürtler bunlar” diyerek devrimci demokratik Kürtler zayıflatılmak istenmiştir. Referandum oyunu siyasal olarak da böyle bir hainliğin ürünüdür. Rojava yerine Barzani çizgisi Kürtlerin sistemidir algısı yaratılsın istenmiştir. Barzaninin rojava düşmanlığını anlamak için halen devam eden Rojava’ya ambargoya, Saddam ve Hafız Esat’ın yapmadığı Rojava ve Başur arasına hendek kazmasına bakmak yeterlidir. Demek ki Barzani Saddam ve H. Esat’dan daha fazla özgür Kürt’te düşmandır. Saddam ve Hafız’dan daha büyük Kürt düşmanı Türk devletidir. İşte bunun için diyorum ki Barzani’nin yaptığı her iş Türk devletinin işidir. Siyasette niyetler istekler değil sonuç önemlidir.

Türk devleti son on beş yıldır Ortadoğu’da son üç yıldır da dünyada tecrittir. Beraber hareket edecek ne bir devlet ne bir blok kalmıştır. Sadece Barzani’nin KDP’si yanlarındadır. Kürtlerin kazanımları artınca tirtir titreyen TC tek başına Kürt özgürlük mücadelesi ile baş edemeyeceğini bildiği için özgür Kürt’e karşı yanında onu destekleyen birilerine ihtiyacı vardı. En azından Ortadoğu’da yanında olan bir iki devlete muhtaçtı. Öyle bir şey olmalıydı ki Kürt halkının haklı taleplerine karşı kendisi gibi düşünen bir ortaklık ortaya çıkmalıydı. Şimdi soruyorum İran, Irak ve Türkiye’nin ittifak kurmasını kim sağladı Tabi ki Barzani’nin referandumu. Barzani işlerinin yol açtığı sonuçlar bu kadar TC’ye yarıyorken insan nasıl düşünse iyidir Kürt özgürlük mücadelesine düşman sömürgeci devletler Kürt özgürlük mücadelesinin gelişmesi karşısında adıma atamaz noktaya gelmişken onları tekrardan aktifleştiren, alan açan kimdir Barzani referandumunun Türk özel harp dairesinin Kürt halkına karşı komplosu olduğunu söylüyorum. Barzani’nin her Ankara ziyaretinde MİT’e gitmesini de buna delil olarak gösteriyorum. Bakur’da ya da başka yerde Barzani savunuculuğu yapan Kürtleri de MİT elemanları ve ya MİT’in yönlendirdikleri adamlar olarak isimlendiriyorum. Belge sun diyeceklere bu işin kuralının yazdığım biçimde olduğunu söylüyorum. Dünyanın her yerinde yaşanan benzer işlerin böyle döndüğünü hatırlatıyorum. Merak edenlere tarihi okuyun önerisinde bulunuyorum.

Barzani ailesinin Kürtlerin, Erdoğan ailesinin Türklerin başına bir komplo ile bela edildiklerini düşünüyorum. Türkler ve Kürtler kaybettikçe kim kazanıyor sorusunun cevabı bunları getirenler olduğunu belirtiyorum. Güncel siyasi ve ekonomik gelişmeler bağlamında da Barzanilerle Erdoğan-Albayrak aileleri arasındaki büyük paralar döndüğünü unutmamak gerekir. Bunlar arasında kirli ilişkiler olduğunu ilerde belgeleriyle gösterenler çıkacaktır. DAİŞ petrollerinin Musul, Duhok hattından Türkiye’ye gittiğini, Türkiye’den tonlarca silah ve lojistiğin bu hatla DAİŞ çetesine gönderildiğini bilmek gerekir. Herkes Hatay’daki “MİT Tırlarını” bilir. Asıl MİT Tırları Duhok- Zaxo güzergahını kullananlardır. Herkes ABD’de tutuklu Halk Bank yöneticisini kirli para aklama, İran ambargosunu delme işi yaptığını düşünür. Asıl kirli para aklama yeri, ambargo delme işi Halk Bankın Hewler’deki şubesinde gerçekleştiğini pek düşünmez.

Barzanilerin tek derdi paralarını kurtarmaktır. Bunların paralarını Erdoğan, oğlu ve damadı işletiyor. Başurdaki bir söylentiye göre Bilal’in evinden çıkan ve babasının “oğlum sıfırla” paralarının bir bölümü Neçirvan Barzani’ninmiş. Hatırlarsanız tam da o ünlü kartonlarda çıkan paralar sürecinin başladığı günlerde Neçirvan Erdoğanla görüşmüştü. Bu görüşme Başurdaki söylentinin doğruluk oranını artırıyor. Barzaniler Antalya gibi yerlerde mahalle-köy almışlar. Yine Başur halk gündeminden bir söylenti daha var. Başur halkı Şemzinanlı bir iş adamından bahsetmektedir. Bu adam kendi adına İstanbul’da çok sayıda konut almış diyorlar. Ama evler Barzanilerinmiş. Barzani ailesinden bazılarının Türk devletinin temsilcileri gibi konuşmalarının sebebi budur diyorlar. Söz konusu paralar milyarlarca dolarla ifade edilmektedir. Bunların TC’ye karşı en azından Başur çıkarlarını bile savunamayacaklarının nedeni budur. Dünyada tecrit olmuş, Suudi’deki gelişmelerle İslam alemi içinde sıfırın altına inecek TC’ye karşı KDP çizgisi neden sen Kürt inkarcısısın, seninle ilişkimi kesiyorum diyemiyor sorusunun nedeni daha iyi anlaşılıyor. Mesele siyasi çıkar ve kendi iktidarını korumayla da izah edilemez. Halk tabirini kullanmama izin verin. Hırsız birinin çaldıklarını başka bir hırsıza teslim etme ilişkisidir KDP AKP ilişkisi. Irak devletinin Kürtlere yaklaşımı inkarcı olmadığı halde KDP Irak haklarımızı vermiyor, bunun için biz de Türkiye ile ilişkileniyoruz diyor. Madem Irak Kürtlerin haklarını vermediği için Irak’tan kopuluyor ve bu ulusal siyaset kabul ediliyor o zaman bu ulusal siyaset Türkiye’ye karşı savaş açmayı gerektirmez mi Çünkü Irak Kürt varlığını inkar etmiyor. Sadece petrol gelirleri paylaşımında sorunlar var. Ama TC Kürt ile başlayan her şeye düşman Kürt milleti, Kürt ulusu deyip duranlar neden bunu görmez Irak haklarımızı vermiyor, biz ayrılıyoruz diyen Barzani neden PKK’nin inkarcı ve imhacı Kürt düşmanı TC’ye karşı savaşında TC’nin yanında yer alır İşte Barzani işleri, TC işleri ya da yaptıkları TC’nin işine geliyor derken birde bunları düşünerek diyorum.

Kulak boynuzu geçer. Referandum ihanetinden sonra görünen o ki yeğen Neçirvan da amcası Mesut’u geçecek. Depremde ölen doğulu Kürdistanlılar için tek bir laf etmeyen, başsağlığı dilemeyen yeğen Neçirvan konuşmasının hemen başında TCnin tüm kurumlarına ve Erdoğan’a “yardımlarınızdan ötürü teşekkür ediyorum” dedi. Oysaki yardım tırları Başurun beleş giden petrolü ile çalışıyor. Tırların içindeki battaniyeler ve erzaklar ise Başurdan çalınan paralarla alınmış malzemelerdir. Kürtün malını çalıp Kürtlere yardım adı altında geri veriyorlar. Nasrettin hocanın eşeği meselesi. Önce çal, kaybettir, sonra iyilik yapıyormuş gibi geri ver. Neçirvan’ın neden böyle konuştuğunu biliyor musunuz Ben söyleyeyim. Bir gün İbadi Ankaraya gitmiş. Onu Erdoğan karşılamış. Durumlar çok karışık olduğu için Erdoğan mecburen kendi “kalitesindeki” İbadi ile görüşmüş ve demiş ki, bir; bundan böyle biz Kuzey Irak Kürt bölgesi lafını hiç ağzımıza almayacağız. Direk Irak, gerekirse kuzey Irak diyeceğiz demiş. İki; alış veriş, diplomasi gibi işlerde sizi direkt muhatap alacağız… Sıralamış da sıralamış ve sözü Neçirvanın iki de bir “ biz merkezi hükümetle her konuda anlaşmaya hazırız ve Türkiye’ye çok çok teşekkür ediyorum” sözünü kullanmasına neden olan talebe getirmiş. Erdoğan İbadi’ye demiş ki sen Neçirvan’ı kabul et. Sizin ondan talep ettiklerinizin tümünü ona kabullendirmek de benim görevim olsun demiş. Peki neden Neçirvan Şimdi de ben sırlayayım; bir Barzaniler içinde en yalnızıdır. İktidar istiyor. Erdoğan böyle bir kişilikle neler yapılabileceğini kendi kişiliğinden biliyor. TC ise Bedirxan ve Êzdin Şêr’den biliyor. İki Bilal ve Berat’ın kirli işler ortağıdır. Üç; Türkiye kadar İran’a da yakındır. Yalnızdır ve muhtaçtır. Al güle güle kullan. İnanmıyorsanız Neçirvan’ın sahibi olduğu Erdoğan’ın öksürüğünü dahi canlı yayınlayan Rudaw kanalına bakın. Amcasına küfreden ama Neçirvan’ın teşekkürünü aynı cümlelerle veren Türkiye’nin tüm kanallarına bakın.

Genco Şengalî