“Fravun da: ‘Ey ileri gelenler, sizin için benden başka ilah tanımıyorum. Ey Hâman! Çamur üzerine benim için bir ateş yak ve bana bir kule yap. Belki Musa’nın ilahına ulaşabilirim. Çünkü ben onun yalancılardan olduğunu sanıyorum’, dedi.” (Kasas-38)


C50C119E-FF0F-4ED3-8014-E7301CB85194Fravun, kibir ve gururda zirve yapınca, kendisinden başka hiçbir güce tahammül etmeyen bir ruh haline sahip olmuştu. Bu ruh haliyle bir taraftan kendi halkına büyük zulümleri reva görüyorken, diğer taraftan günümüze kadar gelen her bir taşının on ton olduğu söylenen büyük piramitler yaparak güç gösterisinde bulunuyordu.

Fravun’un halkına zulmetmesinin şekli ve yöntemleriyle ilgili çok sağlam ve ayrıntı bilgiler yok. Ancak, geride kalan eserlerden veya o günden bugüne ulaşan rivayetlerden el yordamıyla bir şeyler öğrenme imkanımız var. 03BBC4BF-DE65-4F4D-90EA-A83595443B65Tarihi yazanların egemenler olduğunu, mazlumların hiçbir zaman tarihlerini yazma gibi bir fırsatlarının olmadığını düşünürsek, eldeki mevcut bilgilerden olayın hakikatine ulaşmanın çok da kolay olmadığını anlarız. Ancak günümüze kadar ayakta durabilen görkemli piramitlerin ve bununla ilintili heykellerin, mühendislik çalışmasının, mumyalamanın veya ziynet eşyalarındaki gizemli sanatın ötesinde büyük bir emek gücünün devrede olduğunu anlarız. İnsanların emek gücü nasıl kullanılır? Ya zorla köleleştirirsiniz veya çeşitli kutsanmış argümanlarla ikna edersiniz. Köleliğin ne anlama geldiğini biliyoruz. İkna etmek de çeşitli kutsanmış zeminlerde toplumu yönlendirmek şeklinde olur.

F78883F4-0FBE-4137-AB6A-AF45A5159A60

Dünyanın efendisi olmak, insanlığı kurtarmak, sömürmek amacına göre toplum biçimlendirilebilineceği gibi ülkenin tehdit altında olduğu, düşman korkusu gibi sebepler, bahaneler de hakim gücün toplum üzerindeki otoritesini pekiştirme gerekçesi olabiliyor. Toplumun belli bir kesimini köle ve uşak olarak kullanmak amacıyla her zaman düşmana ve korkuya ihtiyaç vardır. Şimdi, kadim Mısır’da Beni İsrail’e yönelik uygulanan sindirme ve imha politikalarının arkasında nasıl dehşet verici bir algı operasyonu olabileceğini düşünebiliyor muyuz? Kızıl Deniz’e yürüyebilecek ve mülteci olmak için denizde boğulmayı göze alabilecek kadar dehşet verici bir sürecin ne kadar şiddetli geçtiğini kutsal kitaplar bize kısmen aktarmaktadır. Sihirbazların ve ruhbanların tavsiyesi üzerine, yeni doğan bütün erkek çocuklarının öldürülmesi uygulaması kendi başına dehşeti tarif etmeye yetiyor. Her doğan erkek çocuk öldürüldü.

C355DFA5-344F-403E-88AD-9C3C353C595DDespot ve diktatör rejimler, ülkenin güvenliği veya düşman korkusuyla her türlü zulmü normalmiş gibi göstermeye çalışır ve toplumu bu algıyla yönlendirirler. Yapay da olsa böyle bir düşman algısıyla şekil alan toplum, yeni doğan erkek çocuklarının öldürülmesini nasıl karşıladı bilinmez. Ancak güç gösterisi olan büyük piramitleri yaparak dünya liderlerini kıskandıran ve onları kompleks içerisinde bu güç karşısında secde etmeye zorlayan otorite, bu konumunu koruyabilmek için hiçbir zorbalıktan vazgeçmez. İnsanları katletmekten ve hatta daha beşik yüzü bile görmemiş bebekleri boğazlamaktan asla geri durmaz. Korkuları vardır. Toplumu da o korkulara göre şekillendirirler. Egemen güç, kibir ve bağnazlığıyla halka kendi düşüncelerini, yalanlarını, korkularını dayatırlar. Bunun için aristokrasi, din, yargı, algı merkezleri, pazar ve propaganda araçlarıyla cahil bir kitleyi arkasına alarak, kendisi için tehlike gördüklerini imha etme, sindirme, susturma, yok sayma ve toplumsal linç uygulama politikalarına sarılır.

Bütün gücü elinde bulunduran Fravun, küçük bir çocuktan korkmaktadır.. Hem de daha doğmamış.. Yeni doğacak bir çocuğun büyüyüp, ezilmişlere, yoksullara, mahrum bırakılmışlara liderlik yaparak onun sarayını alt-üst edeceğinden korku içerisindedir. Geceleri uykusu kaçmakta ve hatta devasa büyülü sarayında dehşet verici rüyaların esiri olmaktadır.

0B434D38-EA32-401B-9A82-37F6EE26B43ABir taraftan gücünü bütün dünyaya gösterirken, diğer yandan üst güvenlikli büyülü koca sarayında korku içerisinde yaşamak, dayanılmaz bir acıdır. Bunu biliyor. Bu dayanılmaz korkunun, yalnızlığın, güvensizliğin acısını azaltmak maksadıyla başkalarını korkuyla, işkenceyle, despotça politikalarla sindirmeye çalışırken megalomanca bir psikoloji içerisinde olduğunu anlayamayacak kadar paranoyaklaşmıştır. Farkında olmaz. Kendisine bağlı din ve ekonomi otoritesi toplumu istediği şekilde şekillendiriyor ve illüzyonlarıyla uyutuyor. Musa’nın kavminden olan Karun, Fravun’un en büyük destekçisidir.. Gücü büyüdükçe korkuları da artmaktadır. Erdemli her duruşu infaz, suikast, karanlık zindanlarda çürümeye terk etmelerle veya işkencelerle bertaraf etmeye çalışır..

Fravun öncesi de sonrası da benzer olaylar yaşandığından kuşku yok…

1D1380BD-B57F-4D0E-9D8A-3E1437DEF562Tarihe zulümleriyle ismini tescillemiş bir değer zalim, diktatör, despot Nemrut… Toplum üzerindeki otoritesi, atalarının dinini bir afyon gibi kullanmasından geliyor. Din bir sömürü aracı haline gelmiştir. Fravun’un her direktifini dini bir emir gibi topluma empoze eden ruhbanlar sınıfı toplumdaki küçük bir muhalefete meydan vermeden dini ritüelleri icra ederken, her türlü zulüm, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik gerekliymiş, egemenlerin ve ülkenin çökmemesi için kaçınılmazmış gibi bir algıyı da halka empoze ediyor… Tahmin edemedikleri etkili onurlu bir duruşun varlığından, İbrahim’in dini ritüellere soğuk durmasıyla haberdar oluyorlar. Kendi yaptıkları putlara tapmaları bir tek onda tepkisel bir duruşu beslemektedir. Akledemeyenler, sorgulamaktan korkanlar, konumlarını kaybetme endişesi taşıyanlar din ile uyuşturulduklarından yaşadıklarının farkında bile değiller..

1CE1607D-705E-4D94-8B3C-505580C67564İbrahim, kurulan sistemin ve bu dini sistem üzerinden beslenen otoritenin kripto ilişkilerinin farkında olmasa da, çarpık bir yanlışlığın olduğunu görür. Toplumun rahatlıkla sömürüldüğü araçsallaştırılmış dini otoriteyi hedef alır. Ancak muhaliflerin, karşı duruş sergilemesi, farklı bir ruh hali ortaya koyması, gizlemli dinsel gerekçelerle, hayali bahanelerle yasaklanmıştır. Buna meyledenler şiddetli bir şekilde cezalandırılmaktadır. Toplumun uyanması, bilinçlenmesi yolundaki bütün kapılar sıkı sıkıya kapatılmıştır. Böyle bir düşünce sahibi olanlar, büyülenmiş toplumun tepkisiyle karşılaşır, ‘toplumun huzurunu bozma, anarşi çıkarma, toplumu bölme, ihanet etmek’le suçlanırlar.

Tasvirler, tılsımlar, dinsel simgeler, dini ritüeller alanı, delinmesi mümkün olmayan kalın kutsanmış bir zırhla korunmaktadır. Nemrud’un otoritesiyle özdeşleşmiş atalar dini zemininde süren kutlamalar sırasında efsaneden beslenen gizemlerce yasaklanmamış bir ruh halini İbrahim’in gösterdiği, ruhbanların gözünden kaçmaz. Korku imparatorluğunun hakim olduğu ülkede, İbrahim pratiğiyle doğruyu göstermek amacı ile küçük putları kırdığı baltayı büyük putun boynunda asılı bırakır ve bununla cansız varlıkların aslında egemenlerin otoritesini besleyen cansız simgeler olduğunu ve bu ritüellerin sadece bir sömürü aracı, aparatı olarak kullandığını göstermek ister. Küçük bir sineğe yenik düşen Nemrut; kibir, gurur, kendisini üstün görme öfkesiyle, başkaları böyle bir çılgınlığa tevessül etmesin, otoritesi zarar görmesin diye İbrahim’i halkın katıldığı büyük bir törenle ateşe atmaya karar verir..

Ölünceye kadar putperest olan amcasının ve geç zamanlara kadar ataları kaynaklı inandıklarında ısrar eden Hamza’nın himayesinde olan Muhammed, putperestlik dinin ve bu çerçevede sürdürülen ritüellerin Mekke müşriklerinin ana sermayesi olduğunu ve bundan dolayı insanların özgür düşünmelerine, sorgulamalarına, düşüncelerini beyan etmelerine ve karşı bir duruş sergilemelerine izin verilmediğini gördü. Zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı erdemlilerin, vicdanlıların, akledenlerin ittifakıyla oluşturulan Hulf’ul Fudul’da bu zulüm çarklarına karşı mücadele etme geleneğinden gelen, emin ve toplumda karşılığı olan bir kişilikti. Bu erdemli duruş, ilahi mesajla beslenince sorumluluğu da artmıştı. Zulüm çarkına karşı bu onurlu duruş, hakim sınıfın hoşuna gitmemişti. Onların bütün ısrarlarına, paye vermelerine, sistem için bütün imkanlardan yararlanmasına fırsat tanımalarına ve hatta otoritenin başına kadar yükselebileceğini söylemelerine rağmen, duruşundan taviz vermedi… Onu, toplumda ‘emin’ vasfıyla var kılan bu tavizsiz ve adil duruşuydu aslında. Şirk sisteminin bütün rüşvetlerine, ülkenin tehdit altında olduğu bahanelerine, atalar dinine saygı gösterilmesi gerektiği iddialarına, ayartmalarına kanmadı, kişiliksizleşmeye bahane üretmek için kıvırtmadı, değerlerini, ahlaki normlarını yozlaştırıp sulandırmadı ve sistem içi araçlara tav olmadı. İnançları doğrultusunda sistem dışı bir duruş sergiledi. Şirk düzeninin başlarıyla tartıştı, düşüncelerini onlara aktardı… Kötülükleriyle, zulümleriyle, haksızlıklarıyla yüzleşmeleri ve insanlığa, akla, vicdana, fıtrata rücu etmelerini tavsiye etti. Kibir, gurur, büyüklenme, öfke asabiyet hırçınlıklarıyla, hakikate dair söylenenlerle alay ettiler.

Hakka, hukuka, adalete dayanmayan her otorite, varlığını sistemleştirmiş olduğu din, ekonomi ve sahip olduğu güce borçludur. Kurgulanan, otoritenin elinde biçimlenen din(!) toplumu uyutma aparatıdır, algıyı hayallerle yoğurur ve ruhbanların tılsımlı sözleriyle egemenlerin ekonomik çarklarında kanı son damlasına kadar emilmeye hazır hale getirilir. Bütün sistemler varlıklarını kolay manipüle edilebilen cahil toplumlarla koruma altına alırlar. Toplumu sadece fiziki köleliğe mahkum etmezler, psikoloji, retorik ve düşünsel köleliklerini de dayatırlar. Kullandıkları aparatların hiçbiriyle stratejik ortaklık kurmazlar, sadece onları kullanabildikleri oranda onların yaşam şartlarını iyileştirirler, yaşamalarına fırsat verirler. İşleri bitince de bitirirler.

1CEA9015-DB23-4F2E-BC18-670BCBB371EFİlahi mesajla birlikte mevcut zulüm sistemine, cahiliye toplumuna karşı onurlu bir duruş sergileyen peygambere karşı, o güne kadar denenmiş bütün yöntemleri devreye soktular. Önce ayartmaya, toplumsal itibar kazandırma teklifleri, rüşvetle susturmaya çalıştılar. Fayda vermeyeceğini anlayınca da imha, inkar, çevresini parçalamaya çalışmak, kuru gürültü, propaganda, ataların dinin kutsiyetini gündemde tutma baskısı, tasfiye, yok sayma, inkar, itibarsızlaştırma, iftira, yalan ve dahası ambargo ile toplumdan tecrit etme, baskı ve sindirme yoluyla ellerinde bulundurdukları despot ve zorba otoritelerini korumaya çalıştılar. İnanan, direnen insanların karşısında hiçbir gücün dayanamayacağını, ambargolar, göçler ve direnişlerle dolu bu pratikte görmek mümkündür. Süreç ağırlaştıkça, direnç, sabır, fedakarlık ve samimiyet de o derece güçlendi. Ağır mücadele şartlarında sızmalar, yozlaşmalar, farklı hedefleri olanların güç kazanması, içten pazarlıklar, hesaplar varlık gösterecekler zemin bulamazlar. Bu alana girmeye cesaretleri de yoktur. Güç ve otorite kazanıldığı zaman, gevşeme, yozlaşma, ilkelerden kopma başlar. Savrulmalarla, bu zaaf bütün açıklığıyla ortaya çıkar.

Güç, otorite ve özellikle ekonomik zenginlik ele geçirilince, dengeler, kimi insanlar hızla değişir. Mücadele, direniş ve sabrın zirvesinde dolaşanların dünyevileşme sürecinde Ebuzer’leşmesi acı vericiydi. Toplumun yozlaşması, bozulması genellikle iktidar ve sermaye imkanlarının doğmasıyla kendisini hissettirmeye başlar. İnsanlığın her tarihinde olduğu gibi İslam’ın belli bir merhalesinden sonra otorite, sermaye ve güçle zehirlenenler, şımaranlar oldu. Halifelerle birlikte, daha önce nüfuz etme, itibar kazanma fırsat bulamayan geçmişin ekabir ve aristokrat takımı giderek görünmeye başladılar. Kendilerini seçkin veya seçilmişler sınıfı olarak gören bu zümre, özellikle Halife Osman zamanında, güç, iktidar ve sermayeden olabildiğince yararlanmak, imtiyazlı olmak gayesiyle otoriteye olabildiğince yakın durup nüfuz ettiler.

E57538BB-2374-41AC-8562-8E56E7F569D0Emeviler, Abbasiler, Osmanlı saltanatları ve aynı şekilde Moğollar, Naziler ve benzeri ırkçı rejimlerin, ekollerin, otoritelerin tamamı benzer esaslar üzere şekillenmişler ve aynı endişelerle benzer yöntem ve argümanları kullanmışlardır. Moğollar, üstünlük kibriyle dünyayı istila etmeye kalkışmışlardı. Üstün ırk kibriyle dünyayı istila etmeye çalışan Moğollar, her türlü hukuksuzluğu, barbarlığı, insanlıktan kopuşu uluşmak istedikleri amaç için gerekli görüyorlardı. Kendisini üstün ırk mensubu ve diğerlerini sadece kendisine uşak görme algısı, kitleleri rahatlıkla istenilen yöne kanalize etmeye yeterli olmaktadır. Egemenlerin elinde bunu bir toplum mühendisliği seviyesinde organize etmek için yeterli güç ve imkan her zaman vardır. Düşmandan korku, güvenlik gerekliliği veya tehdit ihtimali hiçbir insanın kabullenmeyeceği zulümleri meşrulaştırma ve hedefe daha kolay varma amacını da taşır. Dahası, bu yapılırken algıyla biçimlenmeye uygun olmayan kesim veya kişiler zaten susturulmuşlardır. İkna edilmeyenler bertaraf edilmeye, her türlü hakaret, siyasi suikast, yargısız infaz, faili meçhul, linç, kumpas, sindirilme politikalarına maruz kalırlar.

Korku imparatorluğunda, çatlak seslere asla izin verilmez. Propaganda araçları, din otoritesi ve toplumsal alan zaten egemenlerin hizmetindedir. Korku imparatorluğu, insanlığı ve değerleri tüketir. Hayatı maddi değerlerden ibaret görmek ve bu hedefe ulaşmak için her türlü hukuksuzluğu, ilkesizliği, barbarlığı, mahrum bırakılmış ve savunmasız kitlelere uygulamak bir sapma, çözülme ve ilkesizliktir. Egemenler bunu bilirler, ancak vicdanları kararttıkları için bunu umursamazlar. Kibrin, üstünlük taslamanın, üstün görmenin, düşünce ve ruh halini inşa ettiği sistemlerde insan bir bütün olarak değersizdir, sadece egemenlerin varlığını güçlendirmeye yarayan bir aparat gibi görülür. Kullanılmaya müsait olduğu müddetçe varlığına tahammül edilir. İnsanlığa, etik değerlere, vicdani kaygılara yabancılaşmış böylesine sistemlerin insanlığa kazandıracağı, verebileceği hiçbir şey yoktur. Barbar, despot, diktatör sistemlerin tamamında, bütün canlılar tehlikedeydi, tehlikededirler. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, ekolojik yapı, gök, hava, su ve cansızlar da tehlikede…

 

Yakup ASLANTeletex News24