E0E07FE8-56B5-4A92-A109-D87E17B59FA4Bir insan başkasını kandırabilir. Suçlu olsa da vicdanını rahatlatmak için buna kendince gerekçeler de bulabilir. Bunu bireysel, ailesel, toplumsal çıkar için yaptığına hem kendini, hem çevresini de buna inandırmaya çalışır. Bu bir yerde anlaşılır bir durum.

Fakat bir insan eğer kendini kandırıyorsa bunun anlaşılır bir tarafı yoktur. Bunun sayısız nedeni olabilir ama en geçerli neden onun beyin yetmezliği olsa gerek. Bu özelikle toplumsal olaylarda daha çok kendini ele verir.

Kişi idea sahibi idealist olabilir. Onun gerçekleşmesini canı gönülden isteyebilir. İster istemesine ama onun gerçeğe dönüşmesi için şart olan koşulları göz önüne almadan olacak diye cekli, caklı cümlelerle ifade edip kendini buna inandırırsa o birey ister bilerek, isten bilmeyerek kendi kendini kandırmış olur. Bunun nedeni kiminin buna beyin kapasitesinin yetmediği, kiminin de beynini rehin bıraktığı kapı sahiplerinin boş söylemlerine inanmasındandır.

Bariz bir örnek vereyim. Kürdlerin ezici çoğunluğu bağımsız devlet sahibi olmak ister. Buna en yakın olan parçanın da Kürdistan’ın Güneyi olduğunu ittifakla kabullenir. Haklı olarak orada bağımsızlık ilan etmesini ister ve dahası bekler. Fakat bu istem bir türlü gerçekleşmez. Fakat Onlar “olacak, olacak,“ diye bunda ısrar ederler. İşte burada kişi kendi kendini kandırır. Çünkü bağımsızlık beklediği güce körü körüne inanmıştır. Fakat inandıkları güç onun/onların bildiği gibi bir güç değildir. Taparcasına yüksek payeler biçtikleri güç onların beklentisine cevap olmadığında bu kez moral olarak çökerler. Dünyaları yıkılır. Oysa kişi/ kişiler başta bağımsızlık için şart olan koşulların var olup olmadığının hesabını yapsaydılar bu duruma düşmezlerdi. Beklentileri oldukları gücün kendilerini kandırdığını bilirlerdi ve kendilerini ona göre motife ederlerdi.

Biz Kürdler de maalesef işler böyle olmuyor. Beyin birilerine rehin bırakılıyor. Rehin bırakılan kapı sahipleri ne derse ona inanılıyor. “O kapı sahipleri hiç yanlış yapmaz. Yanlış yaparsa da mutlaka haklı bir nedeni vardır,“ mantığına sahibiz. Hatta daha ileri gideriz. Kapı sahibinin hatalarının da militanıyız der ona toz kondurtmayız. İşte biz Kürdlerin çıkmazı budur.

Bunu baştan gören yok mu?

 

Kuşkusuz vardır! Fakat kalabalıkların hayhuyu içinde ses işitilmez. İşitilse bile o bir “bozguncu“dur. Hatta beklenen amaca varılmamışsa buna yol açanlar değil, başta bu mantıkla bu iş olmaz diyenler günah keçisi ilan edilir. Biz Kürdlerin her zaman karşılaştığımız durum budur.

Bunun en bariz örneği Bağımsızlık Referandumu ile sabittir. Kürdistan’ın Güneyi’nde ne iç, ne de dış koşullar mevcut değilken Irak-KDP ve YNK 1992 yılından beri sürdürdükleri soygun sistemini ve insan hakları ihlallerini perdelemek için gündeme soktuklar “Bağımsızlık Referandumu“ ile bağımsızlık ilan edeceklerini Kürdlere müjdelediler. Kimi buna inandı. Koşullar sorgulanmadan bu kararı alanları gözü kara destekledi. Kimimiz de bu Kürdlerin felaketi olur dedik. Bunu dediğimiz içinde dokuzuncu köyden kovulduk. Güney ve bağımsızlık düşmanı ilan edildik. Hatta kimi “çok bilmiş,“ yurtseverliğimizi bile sorguladı. Şimdi suspuslar.

Peki ne oldu?

 

Kürdler bir felaket yaşadı. Biz bunu ta başta tespit ettik. İşin buraya varacağını belirttik. Bunu dediğimiz için hem karar kılıcılar, hem onlara beynini ipotek edenler bizi “hain“ ilan etti. Gel gör ki gelişmeler bunların Kürd Milleti’ne ihanet ettiğini açığa çıkardı.

Yalan mı?

 

Şimdi sanki hiçbir şey olmamış gibi karar kılıcılar utanmadan, sıkılmadan piyasada gerdan kırıyorlar. Kimi destekleyicileri suspus, kimileri de suçu başka yerde arıyorlar. Hataların militanları ya.

Şunu düşünmek hiç akıllarına gelmiyor. Taman ben bağımsızlık olsun diyorum ama bu nasıl olacak? Bunun için olması gereken koşullar nedir? Bunları düşündüğü yok. Düşünme yetisi olmadığı içinde ters giden eşeğinden inmek istemiyorlar. Hala rüya aleminden yaşıyorlar. Realiteyi göremiyorlar veya görmek istemiyorlar. Durum bu olunca kimi hatada direniyor, kimi de hataların militanlığını yapmaktan kendilerini alıkoymuyorlar.

Şunu artık anlayın. Irak-KDP ve YNK baronları mafyalaşmıştır. Hırsızlıkları sokağa taşınmıştır. İnsan hakları ihlalleri konusunda kötü bir kimlik edinmişlerdır. Milli siyasetleri, milli politikaları yoktur. Olmadığı içindir ki Kürdistan’ın Güneyi’ni Dergele kapısıyla coğrafya olarak ikiye böldüler. Her bölge de bir ve daha fazla bir yönetim var. Çok başlılık hakim. Peşmerge, istihbarat milli değil, parti baronların koruma gücüne dönüşmüş. Kürd millet serveti hortumlanıyor. 1992 yılından bu yana fiilen “de fakto” olarak bağımsız devlet statüsü olmasına karşın bir bütçeleri yok. Milli hiçbir kurum yok. Parlamento vardı, onu da işlevsizleştirdiler. Kapısına kilit vurdular.

Bu koşullarda bağımsızlık ilan edilebilinir mi?

 

Edilmeyeceği “Bağımsızlık Referandumu“ ile açığa çıktı. Bırak bağımsızlık ilan etmeyi “Bağımsızlık Referandum“ kararını birlikte alan Irak-KDP ve YNK birbirleriyle yarışırcasına düşmanla işbirliğine girdiler. Peşmerge denetimindeki Kürdistan topraklarının yarısını bir günde birlikte düşmana teslim ettiler. Şimdi de birbirlerini ihanet etmekle suçluyorlar.

Sahi kim kime ihanet etti?

 

Doğrudur! Ortada bir ihanet var. Sözde aralarında “stratejik ittifak anlaşması“ olan bu heriki parti hem birbirine, hem de Kürd Milleti’ne ihanet ettiler. İhaneti başka yerde aramaya gerek yoktur.

Fakat bu iş böyle gitmeyecek. Kürdistan bunların babasının çiftliği değildir. Kendilerine çok şans verildi. Kredi açıldı. Boşa harcadılar. Bu millete ihanet ettiler. Bunun hesabının sorma sürecidir. Gelişmelerin seyri budur. Kişi olarak umutluyum.

 

 Hasan H. YILDIRIMTeletex News24