FB_IMG_1512220718246IŞİD’in ortaya çıkması ve Kürdistan’a saldırmasıyla baraber, Kürtlerin modern tarihlerinin en büyük uluslararası desteğini elde etmesi karışısında çıkmaza giren Türk devleti, doğmakta olan bağımsız Kürdistan’ı engellemek için her tür çılgınlığa başvurdu.

Yüz yıldır parçası olduğu Batı ittifakını ve özel olarak da ABD’yi akamete uğratmak maksadıyla bütün enstrümanlarını kullandı ve halen de bu rolü ısrarla sürdürmektedir. Öyle ki NATO ve Batı ittifakından ayrılmayı dahi dillendirmektedir. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla “gerekirse kendi göbeğimizi kendimiz keseriz ” biçiminde vurguladığı şey tam da bu.

Doğacak bağımsız Kürdistan’ı ‘beka sorunu’ olarak telakki eden Türk devleti, sorundan total manada ABD’yi sorumlu tuttuğu için kritik durumdaki Suriye ve Irak ‘ta ABD’nin yenilmesi adına tüm gücünü sahaya sürmektedir. Bağımsız Kürdistan’ı engellemeyi ABD’nin doğrudan yenilgisiyle eşitleyen bir bakışıma sahip.

Salt kendi imkanlarıyla bunu başarmanın olanaksızlığınının bilincinde olan Türk devleti, henüz dinamik olan denklemi Rusya lehine bozmak namına tehlikeli her tür politik-askeri macerayı göze almış bulunuyor.

Her fırsatta atlayacak uçurum aramakta ve fakat Rusya’nın uçurumundan atlamanın hesaplı olacağını düşünmektedir. ‘Bak atlarım’ diyerek ABD’ye şantaj yapmaktadır. Ne kadar anakronik bir hal. Düşecek olan kendisi ama canı yanacak olan ABD, sanki! Biri gülmek mi istedi? İşte bu ahval gülmeklik…

IŞİD savaşından bu tarafa, Türkiye, kendi uçurumunu aramaktadır. Atlar mı, atlarken sağlam tarafı kalır mı konusu keyifli bir inceleme konusudur…

Ancak Barzaniler Türklerin atlamak istedikleri uçurumdan daha erken atladılar. “Sen ölme ben öleyim”, bu nasıl adanmış bir aşkmış böyle ya rabbim…

Türk devleti, ABD’nin bağımsız Kürdistan’ın altyapısını hazırladığını Birinci Körfez Savaşından bu yana bilmektedir. Burdan itibaren ne yaptıysa ters tepti. ABD ve Batı hattından her geçen gün uzaklaştı.

Kürtler ise ileri dünya ile irtibatlarını kuvvetlendirdiler. Kürtlerin modern dünya güçleri ile ilişkileri geliştikçe, Türk devleti bölge gericiliğine mahkum oldu. IŞID’le mücadele sürecinde bu fark belirgin bir fotoğrafa dönüştü.

“Ya ben ya onlar ” diyerek ABD’nin kendisiyle Kürtler arasında tercih yapmasını dayatan Türkiye, Rakka’yı YPG/DSG ile alma kararı verildiğinde Rusya’ya daha fazla yanaştı. İran’la ve örtük diplomasi kanalları üzerinden Esat rejimiyle dahi ortaklaşma yoluna gitti.

IŞİD’in tasfiyesinden sonra bağımsız bir Kürdistan devletinin kaçınılmazlığını, Güney ve Güneybatı parçasının birleştirilerek Akdeniz üzerinden dünya pazarına bağlanacağını gören Türkiye, bütün imkanlarını ABD aleyhinde işlettiği halde geri adım attıramadı.

Birkaç yıl içinde sürecin bağımsızlığa evirileceğini ve tüm kendi Orta Doğu karasal sınırlarının Kürdistan’la çevrildiğini anladı. Bunun stratejik bir kuşatma olduğunu gayet iyi bilmekte olan Türkiye’nin Suudi ve Katar üzerinden geliştirmek istediği “Sünni Cephe” örgüsü de ABD tarafından çözdürülünce, Rusya seçeneğine sarıldı ve İran’la ortak pozisyon kurmaya soyundu.

Barzaniler de aynı eşgüdümle “Sünni Cephe kuruluyor, biz de burada yerimizi almalıyız” şeklindeki açıklamayı Suudi ziyareti dönüşünde bizzat Mesut Barzani yaptı, anımsatmak isterim.

Türkiye ABD’den umudunu kestikçe hışımla Rusya eksenine ilerledi. Hem küskün hem de kızgın. Şantaj ve yakarış bir arada. Benim arzum değil, müsebbibi sensin dercesine…

Barzaniler de aynı zamanlamayla “bağımsızlık referandumu” projesi üzerinden (bu projenin Türkiye projesi olduğu net olarak kanıtlanmıştır) ABD ile zıtlaşarak Rusya eksenine doğru kasnak değiştirdiler. TC eksen değiştirir de bizimkiler geri kalır mı? Apar topar Rusya ile petrol rezerv anlaşmaları ve hemen Türkiye üzerinden Kaynakların yüzde 70’ni piyasa değerlerinin altında verme antlaşmasını imzalayıp döndüler. Beş dakikada Avrasyacı kesilmenin kolay keyfi…

Oysa ABD aynı süreçte Barzani’yi günübirlik demeçlerle uyardı. Irak ve Suriye denkleminde ABD’nin zorluklarını dikkate almadan ve yanlızca kendini vazgeçilmez addederek, sanki Irak ve Suriye’nin önemsiz konumu varmışçasına bir önemsemezlikle davranan Barzani, sadece kendisini değil tüm ülkeyi uçurumdan attı. Hem de Türkiye’nin atlamaya çalıştığı Rusya uçurumundan. Aktör rolünde, ama dublör atlar…

Neticede ABD Irak güçlerini kullanarak “tartışmalı” denilen ülkemizin yarısını yeniden Irak’a verdi. (Bu arada “Tartışmalı Bölgeler” kavramını bizzat PDK(KDP) ve YNK çok önceden kendileri imza altına almışlardı.) ABD Irak sopasını kullanarak Barzani ve Talabani hanedanlığına ders verdi ve tasfiye sürecini başlattı. ABD bu iki gücü Türkiye ve İran’ın kuklası olmaktan kurtaramadığı için ayaklarının altındaki toprağı çekti.

Kendi hanedanlıkları ve yozlaşmış iktidarları uğruna ülkenin yarısını bir günde direnmeden boşalttılar. Irak Ordusunun ve Haşdi Şaabi çetelerinin işgal hızı, bizim geri çekilme hızımıza yetişemedi bile. Bu utanç asla unutulmamalıdır.

Uçurum bu, atlayan atlayana…

Sonuçta ne mi olur? Bu yozlaşmış hanedanlıklar tasfiyeye uğrar büsbütün. Birleşik bir idare ve ordu ve de demokratik bir yönetimin yolu açılır. Kaybedilen topraklar geri alınır ve “Tartışmasız Bölgelere” dönüşür. Irak ‘ta İran tasfiye edilmeye çalışılır. Böylece yeni bir savaş başlar…