FB_IMG_1510642540923

Türk devletinin Kürt paradigması resmen ve fiilen çökmüştür!
Ya “yeni” bir şey söylenecek…
Yada kozlar yeniden paylaşılacak!
Yani deyim yerindeyse;
Ya herro, ya merro…
Ve unutmayın;
İkinci seçeneğin kazananı asla olmayacak…
Herkes büyük kaybedecek!
Öyle ki; kazanan için bile, daha büyük bir PİRÜS zaferi olmaktan öteye geçemeyecektir!

AKP rejimi Türkiye’de kavramların içini öylesine boşalttı ki, her şey bir birine girdi.
“Terörist” dediği an herkes gayrı ihtiyarı; “Buyrun biri beni mi çağırdı” gibisine tedirgin bir yüz ifadesiyle etrafına, sağına, soluna bakıyor!
Toplumun psikolojisi bozuldu!

Şeref ve haysiyet kavramı o denli düşürüldü ki; isteyen siyasetçi istediğine anında “şerefsiz, alçak, haysiyetsiz” ilan edebiliyor!
Özellikle Türkiye’de “hain” olmak o kadar kolay ki, anlatılamaz!
Hal böyle oluncada, memlekette, şerefsizden, hainden, alçaktan geçilmiyor!

Sen benim gibi düşünmüyorsan “hain”sin!
Bugünkü iktidarın felsefesi ve muhaliflere yaklaşımı ve özeti budur!
Böyle olunca da, ne ahlaki ölçüler kalıyor, ne saygı kalıyor, ne de konuşulacak bir ortam kalıyor!
İnsanlar refleks olarak, düşünsel olarak, içgüdüsel olarak, en önemlisi ahlaki olarak tepkisel bir yaklaşım gösteriyor, karşı taraf da kendisini aynı dili konuşmak zorunda hissediyor!
İşte bu duygusal kırılmanın bir göstergesidir. Aynı zamanda kaos ve kargaşanın da bir habercisidir.
Şiddet dili, nefret dili, toplumsal çatışmanın en önemli dayanaklarından biridir!
O böyle dedi…
Şu şöyle dedi…
Bunların vardığı son nokta savaştır!
Çünkü: birey ve toplumun üzerinde anlaşacakları, hemfikir olacakları ortak asgari müşterekler kalmıyor, siyaset bitiyor!!!
Yani bölünmeyi ve kırılmayı önleyecek katalizör görevi gören kutsallar, değerler ayaklar altına alınarak yok ediliyor!

Örneğin rejim; Kürtlerin sembolleri ve değerleriyle alay ederek, aşağılayarak, bastırarak sorunları çözebileceğini düşünüyor!
İşte bu yönelimlerin aslında daha büyük kırılmara neden olabileceğini düşünmüyor!
Kobani olaylarını düşünün…
En son referandum (Kerkük) meselesini düşünün…
Bunlar Kürtlerde infiale neden olan ciddi kırılmaların yaşandığı birer örnektir!
Son 40 yılda Kürtlerin üzerinde baskılar yoğunlaştıkça Kürtler daha çok güçlendi ve daha çok örgütlendi…
HDP ve gelenekten gelen partiler bunca baskı ve şiddete rağmen her yıl biraz daha güçlenerek çıktılar…
Yani iddia edildiği gibi, düşünüldüğü gibi şiddet ve baskı ile bu tür şeyleri önlemenin mümkünatı yok. Hatta kopuşu hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığı da ortaya çıktı…

Daha da enteresanı, baskı ve şiddet politikası bir süre sonra birlikte yaşama iradesini gösteren örgütlü yapılarında sesini çıkılmaz hale getiriyor…
Bu da tabi sesi çıkmayan veya zayıf çıkan “utangaç” bir siyasetin oluşmasına neden oluyor!
Takiye yapmak zorunda bırakılıyor!
İlkesel davranmaktan çok dönemsel, daha pragmatist bir çizgiye çekiliyor!
Bugün Türkiye’de yaşanan budur…

Bütün bu saydığım olumsuzlukların bir tek çözümü var, oda demokrasidir, özgürlük alanlarının genişlemesidir!

Siz hiç fazla demokraside, özgürlük alanlarının genişletilmesinde zarar gören bir rejim gördünüz mü?

Bu saydıklarım yüzünden parçalanan bir ülke duydunuz mu?
Yok…
Peki baskı, zulüm ve şiddetten dolayı, zarar gören, parçalanan ülkeler, rejimler, yönetimler yok mu?
Var…
Hem de tonlarca…
Kısaca şiddetle gelen şiddetle gider!
Çünkü; her baskıcı faşist, totaliter yöntem, kendi karşıtını doğurur, besler ve kendine mezar kazıyacısı yapar!
Olay bu kadar basit!

Rodi Baz-Teletex News24