5615A558-ECB9-44FF-8D98-6D981F415D7DTüm Kürt coğrafyası, Kürt halkı ve demokrasi güçleri çok zor, zor olduğu kadar da “baştan sona” yenilenme gerektiren bir süreçten geçiyor. Gelinen noktada bu genellemeyi yapmanın çözümleyici bir yanı kalmamıştır. İşte tam da bu noktada “Kürt aydınlarına” büyük görevler düşmektedir. “Aydınlar”, hiçbir tarihi evrede karşılaşmamış oldukları kadar ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya kaldılar.

“Kürt aydınları”nın önlerinde, “kopya” olmaktan çıkıp “kendileri” olmaları ve cesur tavırlar takınmaları görevi boylu boyunca duruyor. Çünkü böylesi dönemlerde bilgi birikimiyle donanmış, “aydın cesareti” ile adım atmaya hazır aydınlara ihtiyaç var. Bu “Kürt aydın” tipini yaratmada Kürt partilerine de büyük görevler düşüyor. “Yeni tip Kürt aydını”nın yaratılma sürecine katkı yapılırken Kürt partileri ve örgütleri hem kendi iç demokrasisini geliştirmiş olacaklar hem de “ulusal demokratik birliğin” önünü açmış konuma geleceklerdir…

Kürt partileri, “yeni tip Kürt aydını” yetiştirme sürecinde, aydınlar üzerindeki “siyasi hegemonik” uygulamaları kaldırmalı ve onları psikolojik olarak rahatlatmalıdır. Kopyacılıktan uzak, şablonlara dayanmayan, klişe düşüncelerle hareket etmeyen, bilgi birikimiyle buluşan, toplumun değerlerine katkı yapan ve de “kendisi olan” aydın vicdanı ancak böyle doğabilir. Sözünü ettiğimiz aydının yetişmesi için Kürt partilerinin A’dan Z’ye bu konudaki politikalarını gözden geçirmeleri gerekir. Legal siyasi harekete de bu ilkeyle bakılmalıdır. Birincisi bu…

İkincisi, çok tekrarlanan başka bir konu da Kürtlerin “ulusal birliği” üzerine söylenen sözlerdir. Kürt sorununun çözümünde ve ondan daha önemlisi yaratılan yeni toplumun örgütlenmesinde sadece “sorunlardan” kurtulmak değil, aynı zamanda sorun üretmeyen değerlere ulaşmadan ve “ulusal demokratik birliğin” yeni bir nitelik almasında aydınların rolü büyüktür. Bu kaçınılmaz bir ilkedir. Başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere, Kürt halkının özgürlüğü ve eşitliği için mücadele eden tüm Kürt yapıları, “Kürtlerin içine girdiği tıkanıklığı” aşmak için çabalarını artırmalıdır. Bunun için pratik adımlar atmak somut görevdir. Güney Kürdistan’ın statüsü ve Kürt coğrafyasının korunması görevi bu adımların başında gelmektedir.

Üçüncüsü, Kürt partilerinin birbirleriyle ilişkilerinin yöntemi ve oluşturacakları ittifakların içeriği, tarihi deneyimler ve günün somut görevleri ışığında yeniden reorganize edilmesi bir başka önemli görevdir. Diyalog ve barışçı yöntemlerle sorunları ele almak ve yeni yaratıcı politik açılımlarla “güven” duygularını pekiştirmek güncel temel görevdir. Kuzey Suriye’deki demokrasi güçlerinin kazanımları zengin bir deneyimdir. KDP ve YNK başta olmak üzere Güney Kürdistan politik yapıları arasındaki “boğuşmalar” ve İKYB’nin kazanımlarının korunması ancak barışçıl yöntemlerle ele alınırsa çözümü kolaylaşabilir. KDP, YNK ve GORAN başta olmak üzere Güney Kürdistan partilerinin içleri bir bulgur kazanı gibi kaynamakta ve bu örgütlerin birbirlerine olan güvensizlikleri giderek artmaktadır. Sayısız manevranın içine girmiş olmalarına rağmen Kerkük işgalinden hiçbir Güney Kürdistan partisi “kazançlı” çıkmadığı gibi Kürt halkının onlara “olan” güveni de büyük ölçüde sarsılmış durumdadır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu sürecete aktif olması sorunların çözümüne katkı olacaktır.

Dördüncüsü; Başta bölge devletleri olmak üzere global devletlerle yürütülen “ittifaklar”, “merkezi bir Kürt politik” ilkesi ışığında yeniden ele alınmalıdır. Güney Kürdistan’a yapılan saldırının mimarının AKP iktidarı olduğu görülmeli ve buna cevap verecek bir Kürt politikası geliştirilmelidir. Bu, hem Kürtlerin demokratik haklarını kazanma mücadelesi açısından hem de AKP’nin bölgede güç olmak için kullandığı “hilafet” silahının elinden alınması ve “alt emperyal emelleri” geriletme açısından zorunluluktur.

Beşincisi; Güney Kürdistan’ın işgalinde “referandumdan” çok, Kürt halkının geliştirdiği mücadelenin yeni boyutlar kazanmasını engelleme çabasının olduğu bilinmektedir. Bölge halkları başta olmak üzere dünya halklarının ilgi odağına giren Kürtlerin paradigması “nitel” içerik kazanınca korku dağları sardı. Başta Türk devleti olmak üzere, İran ve Irak devletleri Kürtleri “klasik politik” çemberin içine çekmek, silikleşmeye başlamış olan sınırları yeniden güçlendirmek için Kürtleri “kontrol altına” almaya çalıştılar. İşgalin temelinde yatan budur. “Referandum” işgalin gerekçesi yapılmıştır. Daha da önemlisi tüm Irak’ın “demokratik” bir yapıya kavuşma ihtimali korku yaratmıştır. Evet, Kürt coğrafyasında bir savaş var, belki bu savaş üçüncü dünya savaşının fitilini de ateşleyebilir. Bu savaşın akıbeti belli olmadan ne Kürtlerin kazanımlarını korumak kolay olacak ne de Kürtlerin “ulusal demokratik birliğinin” üzerindeki baskı kalkacaktır.

 

8. kasım. 2017 Ömer AĞIN-Teletex News24