B56B774D-BF76-478B-9053-84B34FD96F35ÖZGÜNLÜĞÜMÜZ!/Hasan H. Yıldırım

Kürd milleti olarak bir özgünlüğümüz var. Özgünlüğümüz yurt edindiğimiz coğrafyanın jeopolitiği, yeraltı-yerüstü zenginliği, toplum olarak dinamik ve savaşkan özeliğimizden kaynaklanıyor. Zaten başımıza gelen tüm felaketlerin sebebide bu özgünlüğümüz değil midir?

Bu özgünlük, dünyayı bir yana bizi bir yana koydu. Tüm dünyanın bize karşı olmasının nedeni bu oldu. Kürd milletinin bedeli ağır bir mücadele vermesine karşın dünya’da devletsiz bırakılmasının nedenide bu oldu.

Orta Doğu ve Uzak Doğu üzerinde çıkar hesapları olan tüm dünya tiranları, tarihten bugüne Kürdistan’a bir statüko dayattılar. Dayattıkları statükonun korunmasından kendi çıkarlarını gördüler. Kürd milletinin egemenlik gaspı üzeri kurulan bu statükoya yönelen Kürdler, karşılarında tüm dünyayı buldular. Kürdler, pes etmediler, ama tüm dünyayı da yenemediler.

Kuşkusuz bu durum Kürdlerin tercihi değildi. Kürdler, bu tercihi kapılarının önünde buldular. Kimi çevreler, bu yalnızlığı Kürd siyasal önderliğin ”siyasal tercihleri“ne bağlasada bu gerçeği ifade etmemektedir. Gerçek bunun tam tersidir. Kürdler, kendine dost ve müttefik bulmak için çalmadığı kapı bırakmadılar. Fakat hiç bir kapı Kürdlerin yüzüne açılmadı. Eğer açılan bir kapı telefuz edilecekse bu kapı Yahudi kapısıdır. Kuşkusuz nedensiz değildir. Çünkü düşmanlarımız ve çıkarlarımız ortaktır.

Bugün dünden farklıdır. Kürdlerin çıkarı dünya süper gücü ABD ile tamamıyla örtüşmesede parelel giden çıkarlarımız gündemleşmiştir. Düne kadar sömürgecilerimizin koruyucu meleği olan ABD, bugün sömürgecilerimize yönelmiştir. Kürd milleti açısında bulunmaz bir fırsattır. Kürd milleti için ezeli düşmanları Türk, Fars ve Arap barbarlarından hesap sormanın koşulları doğmuştur. Kürd milleti, ayağına gelen bu fırsatı çok iyi değerlendirmelidir.

Kürd milletinin Türk, Arap ve Farslardan nefret etmesinin sayısız haklı gerekçeleri vardır. Yüzyıllardır bu barbarların her türlü haksızlıklarına maruz kalmışlardır. Kürdlerin bu barbar sürüleriyle bırakın “ortak yaşam kurmayı,” ortak hayalleri bile olamaz. Amaç bu katil sürülerinden kurtulmaktır. Bunun için bu güçlerle çıkar çatışması olan herkesle güç ve işbirliği yapmak elzemdir.

Kimi klasik solcular, bunu ”siyonizm ve emperyalizmle işbirliği” olarak lanse edebilir. Öyledir de. Fakat unutulmaması gereken Kürd milli çıkarının bu politikada yattığıdır. Bu nedenle ABD’nin uygulamaya koyduğu GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)nin başarısı için Kürdler elinden gelen her çabayı sarfetmelidirler. Çünkü ABD’nin başarısı herkesten çok Kürd milletinin çıkarlarına cevap olacaktır. Kürdler, bunu ifade etmede çekinmemelidirler.

GOP, Kürd milletinin egemenliği gaspı üzeri inşa edilmiş statükoya yönelmiştir. Bu proje Kürd milleti için büyük bir fırsattır. Irak işgali ile doğan fırsat bunun delilidir. Bir sonraki aşama İran ve Suriye ayağının kırılmasıdır. Bu da İran ve Suriye egemenliğinde olan Kürdistan parçalarının özgürleşmesi demektir. Bu, büyük Kürdistan’ın doğuşunun ön adımı demektir. Büyük Kürdistan’ın doğuşu Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran devletlerin parçalanması üzerinde yükselecektir. Bu süreç başlamıştır. Burada Kuzey Kürdistan parçasının Türklerin ”insafı”na bırakıldığını da geçerken belirtelim. Kuzeyin ilgili projenin kapsamına ne zaman alınacağı –en aşağı bizce bilinmemektedir- henüz belli olmamakla birlikte gelişmelerin uzun sürede Kürd millet çıkarlarına hizmet edeceğinden kuşku duymamak gerekir.

Bu sürecin başlamasında ve başarısında İsrail’in payı büyüktür. Çünkü bu sürecin başarıyla sonuçlanması Kürd milleti için olduğu kadar İsrail devletinin güvenliği içinde büyük bir avantajdır. İsrail’in güvenliği için Arap ülkelerin etnik ve dini kimliklere göre parçalanması şarttır. Oded Yinon, 1982 yılında sunduğu “İsrail İçin Strateji“ adlı raporunda şunları yazmaktadır.

”Irak, çoğunluğun Şii, yönetici azınlığın ise Sünni olmasına karşın özde komşularından farklı olmayan bir ülkedir. Nüfusun %65’nin iktidara hiçbir siyasi katılımı yoktur. İktidar, %20’lik bir seçkin tabakanın elindedir. Ayrıca, kuzeyde büyük bir Kürd azınlık vardır. İktidardaki rejimin elinden petrol gelirleri ve ordu alındığında Irak’ın gelecekteki durumu, Lübnan’ın geçmişteki durumundan farklı olmayacaktır… Irak etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünecektir; kuzeyde bir Kürd devleti; ortada bir Sünni ve güneyde Şii devleti.”

Oded Yinon’un bu öngörüsü bugün gerçekliğe kavuşmak üzeredir. Irak sadece bir başlangıçtır. Sıra Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran diğer devletlere de gelecektir. Söz konusu devletlerin bugün birbirlerine sarılmasıda bu korkudan ileri gelmektedir.

Bu gelişmeler yeni ittifakları gündeme getirmiştir. İdeolojik kaygılar bir yana itilmiş, milli çıkarlar zemininde ittifaklar oluşmaktadır. Kürd cephesinde ihanet odakların dışındaki tüm millici güçler Kürd milli çıkarını ABD ve İsrail ile birlikte hareket etmeyi politika haline getirmekte bulmaktadır.

İslam ülkeleri ve özeliklede Arap ülkeleri İsraillilerin ezeli düşmanlarıdır. Bu ülkelerdeki istikrarsızlık ve özeliklede parçalanmışlık İsrail’in vazgeçmediği politikasıdır. Bu politika Kürd milli çıkarlarına da hizmet etmektedir. Kürd siyasal önderliği de bu politikanın vereni olmalıdır.

Şu gerçek ortaya çıkmıştır. 1. ve 2. Dünya savaşından sonra Orta Doğu’da Avrupalılarca çizilen sınırlar bugün ABD tarafından değiştirilmek istenmektedir. Bunu görmek gerekir. Burada bunun kimin çıkarlarına karşı ve cevap olduğuna bakmak gerekir. Eğer bu sağlıklı yapılırsa Kürd milletinin dost ve düşmanlarıda kendiliğinde anlaşılır kılınır.

Kürd devleti mutlaka kurulmalıdır. Kürd milletinin katliam ve asimilasyondan kurtulması için kendilerine ait bağımsız milli bir devlete mutlaka ihtiyaç vardır. Kürd milleti kendi milli devletlerini kurmadığı müddetçe Orta Doğu’da istikrarsızlık, huzursuzluk ve isyanlar devam edecektir.

Yeryüzünde devletsiz millet Kürdlerdir. Her milletin devleti varsa niye Kürdlerin de devleti olmasın. Olsa dünyanın sonu mu olur? Kuşkusuz dünyanın sonu olmaz, ama ülkemizi egemenliğinde bulunduran ceberut sistemlerin sonu olur. Bu da coğrafyamızda yaşayan halkların çıkarına olur. İstediğimiz bu. Bunu istediğimizde kime ne zararı var dememek gerekir. Çünkü bunu söylediğimizde birilerinin nasırına bastığımızın farkındayız. Onları anlıyoruz.

Fakat anlamakta zorluk çektiklerimizde var. Bunlar bazı Kürd siyasal çevreleri olur. Bunlara buna niye gereksinim duyduklarını sorduğumuzda rahatsız olurlar Dahası bizi politika bilmemezlikle suçlarlar. Gerçektende onların anladığı politikayı bilmediğimiz doğrudur.

Sorunumuz ülke ve iktidar sorunudur. İsmi Kürdistan sorunudur. Kürdistan sorunu, hiç kimsenin devlet sınırları içi bir sorun değildir. Ülkemizin kalbini ve beynini bölen sınırlar Kürd milletinin rızası ve egemenliği gaspı temelinde çizildiği, meşruiyeti olmadığı, tanımadığımızı ve tanımayacağımızı söyledik ve söylüyoruz. Bu nedenle ülkemizin orta yerinde geçen sınırların sorgulanmasını daima gündemde tutuk ve tutuyoruz. Kürd milletine bağımsız milli devlet dedik ve diyoruz.

Bugün bunun koşulları her zamankinden daha fazladır. Çünkü yüzyıllardır Kürd milletinin değiştirmek istediği Orta Doğu’ya dayatılan statükoyu dünya süper gücü ABD değiştirmeye çalışıyor. Bu durum Kürd milletinin önüne muazzam olanaklar sunuyor. Kürdler de buna uygun olarak politika yapıyor ve bu Kürdlere kazandıracaktır.

Kürdistan sorununun bugüne kadar çözülenmemesi iddia edildiği gibi Kürd siyasal önderliğin ideolojik tercihleri ve hataları değildir. Eğer herhangi bir sorunun olumlu ve olumsuz çözümünü iç ve dış birçok faktörün birlikte var oluşuna bağlıyorsak ki öyle olmalı, o zaman şunu net olarak görmek mümkündür.

KUKM’nin yanılgısinin esas nedeni Kürd siyasal önderliğin ideolojik ve siyasal tercihleri değil, söz konusu süreçlerde dünya ve Orta Doğu’da politika belirleyen süper güçler tarafından 1639 tarihinde Kürdistana’a dayatılan ve 1923’te Lozan’da başka bir biçim verelen statükoda çıkarlarını gördüklerinde aramak gerekir. Tüm Kürd ayaklanmalarının yenilgisinde dünya süper güçlerin tutumunu görmek mümkündür.

Şu doğru değildir. Hani eskiden papağan gibi tekrarlanan ”iç koşullar belirleyici, dış koşullar talidir” gibi elimizde bir amaentümüz vardı. Tüm Kürd ayaklanmalarının yenilgisini bu doğma kalıp içinde boğup işin içinde çıkılırdı. Tabii bu yenilgilerin günah keçileride Kürd siyasal önderleri olurdu. Oysa sorunun kendisi hiçte öyle değildir.

Her çağdaş millet gibi, Kürd milletininde bağımsız devletini kurma hakkı vardır. Kürdler, asırlardır bu amaç uğruna savaşıyorlar. Savaş bugünde sürüyor. Bugüne kadar bu amaçlarına kavuşmamışlarsa bunun esas nedeni uluslararası güç ilişkilerin buna yol açmadığıdır. Her zaman dile getirdiğimiz Kürdistan’a verilen statüko dünya egemen güç merkezlerinin çıkarlarına cevap veriyor olmasıdır. Bu nedenle Kürdler, deyim yerindeyse sadece Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran bölge sömürgeci devletlere karşı değil, İsrail hariç tüm dünyaya karşı savaştılar. Bu da Kürdlerin kaybetmesine yol açtı. Burada İsrail’in özel durumuna dikkat çekmek gerekir. Orta Doğu’da Kürd devletinin kurulmasını kendi milli çıkarına uygun gören tek ülke İsrail devletinin oluşudur.

KUKM’nin yenilgisinde belirleyici esas neden dış faktörler olmuştur. Orta Doğu’ya dayatılan statükonun dünya süper güçlerin çıkarlarına uygunluğu, bu statüko üzerine inşa edilen süper güçlerin denge politikası, KUKM’nin yenilmesinde daima belirleyici etken oldu. Burası atlatılarak KUKM’nin yenilgisini Kürd siyasal önderliklerin ideolojik tercihleriyle izah etmek gerçeği ifade etmemektedir. Dahası bu yaklaşım, Kürd siyasal önderliklerine haksızlıktır.

Kürd milleti, daima dünya süper güçlerin hegemonya mücadelesinin kurbanı olmuştur. Dünya süper güçlerin sömürgecilerimizle kurdukları siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik vs. ilişkiler Kürd millet mücadelesinin boğulmasına yol açmıştır.

Dahası var. Kürdistan’ı bölen 1.Dünya savaşının galip emperyalist devletleri olmasının yanı sıra SSCB, bu parçalamada kendi çıkarını görmüştür. Kürdistan’ın parçalanmışlığının sür-git devamında kendi çıkarını bulmuştur. Bu koşullarda Kürd siyasal önderliğin çalaçağı kapı kalmamıştır. Bu konuda en isabetli değerlendirmeyi Celal Talabani yapmıştır. Rafet Ballı ile yaptığı bir röportajda bu konuyu çok doğru değerlendirmiştir.

Son dönem Kürd siyasal önderliğin yükselişini ideolojik tercihleriyle izah etmek isabetli bir yaklaşım olmasa gerek. Sorun artık Kürdlerin de çalacağı ve çaldığında yüzlerine açılacağı, dahası ciddiye alınacağı bir kapının varlığıdır. Kürd önderliğin yaptığı bu olanağı en iyi bir şekilde değerlendirmekti ve bunuda yaptılar.

Eğer SSCB dağılmasaydı, dünya iki kutupluluktan tek kutupluluğa evrilmeseydi, ABD, GOP’ni devreye koymasaydı, Kürd önderliğin ideolojik tercihi ne olursa olsaydı, bugün ulaştığı mevziler ortalıkta olmayacaktı. Bu bir realite. Kuşkusuz bu Kürd önderliğin bir zaafı değildir.

Dünyada kurulan tüm devletlerin arkasında ya süper bir güç, ya da süper güç bloğu olmuştur. Hiç bir millet tek başına kendi milli devletini kuramamıştır. Mutlaka dış destek alınmıştır. Dış destek alamayanlar -Kürdler gibi- yenilmekten kurtulamamışlardır.

Bu, Kürd siyasal önderliğin bir hatası, bir zaafı, bir suçu değildir. Çünkü o dönem Kürd milletinin milli talepleri, süper güçlerin çıkarlarıyla kesişmediği gibi çatışır haldeydi. Bunu yaratan Kürd siyasal önderliğin ideolojik tercihleri değildi, bilakis ülkemizin göbeğinde bulunduğu Orta Doğu’ya dayatılan statüko idi. Bu, bilince çıkarılmadıkça, bunun üzerinde dünya ve bölge gerçekliği gözönüne alınarak dış ittifak politikası belirlenmedikçe yapılacak tahliller sonuç olarak Kürd milletine zarar verecektir.

Dış politikaya yol veren ideolojiler değil, milli çıkarlardır. Bir devletin bir başka devletle veya siyasal bir gücün bir başka milletin siyasal gücüyle ilişkilerinde ideolojik yaklaşımlardan ziyade esas alınan kendi milli çıkarlarıdır. Eski Kürd siyasal önderliğin bunun gereğini fazlasıyla yaptığı inancını taşıyorum. Çünkü çalmadıkları kapı bırakmadığını biliyoruz. Fakat hiçbir kapının yüzlerine açılmadığını da biliyoruz.

Bugünün Kürd önderliği bunu kavradığı ve gereği yapıldığı oranda kiminle nasıl ve nereye kadar ilişki meseleside kendiliğinde ortaya çıkar. Kürd-ABD, Kürd-İsrail ilişkileri bu bağlamda ele alındığında daha mantıklı bır çerçevede olayın izahatı bulunur.

Soğuk savaş dönemi mantığı aşmamış, aşamamış klasik sol güçler, bu nedenle Kürd-ABD, Kürd-İsrail ilişkilerini kavrayamazlar. Bir anlam veremezler. Verdikleri anlamda realiteden öte subjektif olmaktan öte geçmez. Fakat Kürd politik önderliği bu konu da doğru bir yolda olduğuna şüphe yoktur. Dünya sol hareketiyle farklı yerlerde seyretsede istisnalar hariç Kürd siyasal güçleri doğru yoldadır. Bu da Kürd-Kürdistan realitesinde kaynaklanmaktadır. Bizim özgünlüğümüzdür.

Klasik sol, doğası gereği ABD ve bölgemizdeki müttefiği İsrail’in izlediği politikalara karşıdır. Bu anlaşılır bir şeydir. Bu durum klasik sol’u bölgeye verilen statükoyu savunur duruma itmiştir. Bu tutumlarıyla klasik sol, bölge statükosunu savunan ve koruyan bölgenin egemen güçlerinin yedek gücü olmuştur. Bu da doğal olarak klasik sol’u Kürd millet çıkarıyla çatışır hale getirmiştir.

Buna karşın Kürd milleti, milli egemenliğini ele almayı şu anki ABD ve İsrail’in Orta Doğu’ya yönelik politikalarında görmekte ve onlara sempatiyle bakmaktadırlar. Hatta bu sempatiyi aşıp müttefik güçler duruma gelmişlerdir. Bu bir realitedir. Mesele budur. Klasik sol, bunu literatörün de ne kadar negatif kavram varsa onunla izah etmeye çalışır. KUKM’ni gözden düşürmek için akla karayı seçer. En büyük küfürü Kürdleri milliyetçilikle suçlar.

Anladık! Kürdler, milliyetçi. Peki Kürd milletinin egemenlık gaspı üzeri kurulan sömürgeci devletlerin “toprak bütünlüğü”nü savunmak milliyetçilik olmuyor mu? Hem de ezen milletin ırkçı, şoven milliyetçiği değil midir? Buna şüphe var mı? Buna şüphe olmadığına göre peki sizi Kürdlerden ilerici kılan nedir? Ezen Türk milliyetçiliği ezilen Kürd milliyetçiliğinden daha “ilerici” demek sosyalizmin hangi ilkesiyle bağdaşır? Bağdaşmadığını MGK icazetli Türk aydın ve solu da bilir. Şu bilinsin ki, Türk egemenlik sistemin icazetli aydın ve solların Kürdlere satacağı sermayeleri kalmamıştır. Aramızda kan uyuşmazlığı vardır. Türk solu ile Kürd solu frekansları faklılaşmıştır. Bunun nedenide Kürdistan’a dayatılan statükoya karşı alınan tavırdır. Özgünlüğümüz dediğimiz olay budur.

Asıl meseleye dönelim. Bugüne kadar Türkiye-ABD, Türkiye-İsrail’in Orta Doğu politikaları bir yerde çakıştı. Fakat Sovyet Blok’unun dağılmasıyla bu tersine döndü ve çıkarları çatışır hale geldi. Sorun Orta Doğu’ya verilmek istenen yeni statükoda düğümlenmektedir. Türkiye eski statükoda kendi milli çıkarını görürken ABD ve İsrail, eski statükoyu kendi milli çıkarlarına uygun görmemektedir. Bu noktadan sonra Türkiye’nin ABD ve İsrail ile birlikte Orta Doğu’ya yönelik çakışan politikalar yürütmesi olanaksız hale gelmiştir.

Buna ek olarak Kürd milletinin siyasal bir aktör olarak yerini almasıyla Türkiye’nin ABD ve İsrail ile arasındaki çelişkinin daha da derinleşeceğine işaret etmektedir. Çünkü Kürd millet çıkarı Türk milli çıkarıyla çatışmakta, ABD ve İsrail milli çıkarıyla örtüşmektedir.

Orta Doğu’da bağımsız bir Kürd devletinin kurulmasını kendi milli çıkarına gören tek ülke İsrail devletidir. Bu durum İsrail ve Türkiye arasındaki gerilimi giderek artırmaktadır. Bu iki ülke arasında derinde süren kavga zaman zaman su yüzüne çıktığıda aşikardır.

Eskide Türk egemenlik sistemi, politikasını “komünizm tehlikesi” yaygarası eşliğinde “din ve vatan elden gidiyor” teması işlenerek yol alıyordu. Müttefik ve düşmanlarını da bu zeminde tespit ediyordu. Sovyet Blok’unun dağılmasıyla bu zemin yok oldu. Hele ABD’nin uygulamaya koyduğu GOP ile Türk egemenlik sistemin pusulası şaştı. Tamamıyla ABD’ye bağımlı bir sistemin kendisini onunla çatışır halde bulması “vatan elden gidiyor” korkusunu daha da artırdı. Ve doğal olarak Türk egemenlik sistemi tavrını ABD’ye karşı duran güçlerden yana koydu. Bölge statükocu güçler ve siyasalaşan İslami güçlerle aynı safta yerini aldı. İşin en ilginç boyutu bu safta Türk sol kesimleride yerini aldı. Türk sağ ve sol’u elele Türk milli cephesinde Kürd milli hareketine karşı birleşti.

Kürdistan’ı egemenliğinde bulunduran ülke sol hareketleri milli kaygılarından dolayı kendi egemen güçlerin yedek gücü halıne gelmişlerdir. Bu kaygılardan ötürü Türk sol hareketleride MGK’un güzergahında yerini almış bulunmaktadırlar. Kürd-Kürdistan’ın zorla tutulduğu “ülke bütünlüğü”nü korumayı görev bilmektedirler. Bu bağlamda sömürgeci ülke sol güçleri KUKM karşısında yer almış bulunmaktadırlar. Bu tutumlarıyla sosyal-sömürgeci bir rol oynamaktadırlar. Irkçı ve şoven yüzlerini arkasına sığındıkları “anti-emperyalizm ve anti-siyonizm” söylemleri ile örtmeye çalışmaktadır. Aslında buradaki esas amaç Kürdleri İsrail’e karşı kışkırtmak ve düşman cephede yer almasını sağlamaktır. Sömürgecilerimiz bu konu da çok yönlü çalışmaktadır. Resmi sistemin yanı sıra başka toplumsal güçlere de işbaşı yaptırılmaktadır. “Sınıf ve din kardeşliği” motifi elden bırakmadıkları can simitleridir. Girmedikleri kılıf kalmamaktadır. Amaç Kürdleri dostlarına karşı bir cephede tutmaktır.

Bu kara-yüzlerin en korktukları şeylerin başında Kürd-Yahudi ilişkilerinin gelişmesi gelmektedir. Bunu her halükarda küstahça ifade etmekten de çekinmezler. Bunu dile getirenlerin hemen hemen tümünün İsrail ile ilişkileri olanlar olması ayrıca bir muama. Kürd düşmanı bu çevreler, Yahudilerle var olan ilişkilerinden hareketle Kürdleri dünyanın en büyük suç ve günahkarı ilan ederler. Kürdleri hedef tahtasına koyarlar ve katli vacip ilan ederler.

Bunların içinde Türkler tam da ikiyüzlü bir politikanın sahibi olduklarını ispatlarcasına kendilerini ele veriyorlar. Herkes şunu bilir ki, Türkiye-İsrail ilişkileri eskiye dayanır. İki devlet arasında sayısız dostluk ve işbirliği anlaşması var. Fakat bunların çoğu Türk egemenlik sistemi tarafından gizli tutulmaktadır. Nedeni İslam aleminin tepkisini çekmemektir.

Türkiye, İslam dünyası ile ilişkilerinin yanı sıra İsrail ile ilişkilerinide sıcak tutmayı devlet çıkarına uygun görüyor. Fakat aynı Türkiye, Kürdlerin İsrail ile ilişki kurmalarını istemezler. Bunu kendi milli çıkarlarına uygun görmezler. Kuşkusuz duyulan bu korku nedensiz değildir.

Türk egemenlik sistem sahipleri, şunu çok iyi biliyorlar. Bağımsız Kürd Devletinin kurulması konusunda Türkiye ve İsrail farklı görüşlere sahiptirler. Şu an Güney Kürdistan’ı baz alırsak orada bağımsız Kürd devletinin kurulmasını “kendi toprak bütünlüğü için büyük bir tehdit” olarak gören Türkiye’ye karşın İsrail bunu kendi milli çıkarına uygun görmektedir. Bu da Türkiye’nin İsrail ile stratejik dostluk kurmasının en büyük engelidir.

Hele Güney Kürdistandaki son gelişmeler ezeli Kürd-Yahudi düşmanlarını çileden çıkarmış, bunu her fırsatta bir kampanyaya dönüştürmüşlerdir.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani ve bereberindeki heyetin son Kuveyt ziyaretinde de bu çadı kazanı yaniden ısıtıldı. Fakat gereken cevapta alındı. Bu konu da Kürd önderliğin tutumu açık ve nettir. Daha evvelde bir vesileyle Mesud Barzani, aynı konuya şu net cevabı vermişti.

“Biz İsrail ile ilişki kurmanın suç olduğuna inanmıyoruz, çünkü Arap ülkelerinin birçoğu İsrail ile ilişki içindir. Eğer bu ilişkiler bir suç ise, o zaman bırakalım da bu Arap ülkeleri İsrail ile ilişkilerini tehlikeye atsınlar ve ondan sonra Arap olmayanlara İsrail ile ilişkilerini tehlikeye atma çağrısı yapsınlar.“

Kürd-Yahudi ilişkileri konusunda bir başka açık ve net tavır Duhok Üniversitesi Kürd Araştırma Merkezi Başkanı Furset Meri’den geldi.

”Kürd kurtuluş hareketi ile İsrail arasındaki ilişkilere gelince; kimse bu ilişkileri inkar etmiş değil. Bu ilişkiler, iki eşit arasındaki ilişkilerdir ya da mazlum bir halkın maruz kaldığı bir zulmü def etmek içindir… Son olarak şunu söylemek isterim ki, Kürdler ve Kürd önderliği kim olursa olsun herkesle ilişki kurma hakkına sahiptir. İsrail ile Filistin yönetimi arasında, yine İsrail ile birçok Arap devleti arasında görüşmeler ve anlaşmalar olabiliyorsa, Kürdlerin kraldan daha kralcı olması düşünülemez.“

Orta Doğu’da Kürdler ve Yahudilerin ortak hareket etmesi kadar doğal bir şey yoktur. Türk, Fars ve Pan Arabizme karşı mücadele Kürd ve Yahudilerin ortak çıkarınadır. Kürdistan ve İsrail düşmanları olan Türk, Fars ve Arap denizi ile kuşatılmış durumdadır. Karşı karşıya bulundukları tehlike gelip geçici sıradan bir tehlike değildir. Bu tehlike ile başları daima dertte olacaktır. Biraz olsun nefes alabilmeleri için ortaklaşa hareket etmeleri her iki milletin çıkarınadır. Çünkü düşman ortaktır. Bu konu da İsrail ve Kürdlerin ortak olarak bir strateji tespit etmeleri her iki gücünde çıkarınadır. Bunu gizliğe büründürmenin bir anlamıda yoktur.

Kürd milletinin çıkarı İslam dünyasında, özeliklede Arap dünyasında değildir. İslam alemi ve özeliklede Arap alemi KUKM karşısında daima yer aldılar. Çünkü Kürdistan’ın iki parçası iki Arap devletinin egemenliğindedir. Lozanla Kürd milletinin bir parçası Irak, bir parçası Suriye denilen Suni devletlerin içinde zoraki olarak bırakılması Kürd milli çıkarı ile Arap milli çıkarını çatışır hale getirmiştir.

Yüzyıldır Kürdistan’a dayatılan statükonun değiştirilmesi Kürd milletinin hedefi olmasının yanı sıra İsrail’inde çıkarına olduğuna inanıyorum. Bunun sayısız verisi ortada. Bugüne dek tüm dünya bize karşı oldu. Kürd tarihi bunun şahidi. Sadece bir örnek. Halepçe jenosidi, BM’e taşınıp tartışıldığında Batı ve Doğu tiranları hep birden ”Kürdlerin bir yalanı“ olarak lanse ettiler. BM salonuna sadece dost bir ses yükseldi. Bu sessin sahipleri Yahudilerdi.

Irak ve Suriye denilen devletler masa başında Batının çıkarına uygun olarak oluşturuldu. O günden bugüne Kürd milleti buna karşı savaştı. Irak ayağı kırıldı, sıra Suriye ayağında. Kürd milli çıkarı bunu öngörürken, bu her iki devletin parçalanması ve zayıflaması İsrail devletinin de çıkarınadır. Aynı şey İran ve Türkiye içinde geçerlidir. Bu her iki devletin parçalanması ve zayıf düşmesi Kürd milletinin hedefi olduğu kadar, İsrail devletinin de çıkarınadır. Bu aynı zamanda Kürd-Yahudi stratejik dostluk zemininide oluşturur. Yahudi-Kürd ilişkileri stratejiktir. Bunun nedeni her iki milletin düşmanlarının aynı güçler olmasıdır. Aynı coğrafyada yaşıyoruz. Tarihsel husumetimiz yoktur. Tarihsel ortak yanlarımız çoktur.

ABD’ye gelince, ABD, Kürdler için Orta Doğu’ya gelmiş değildir. Mesele ABD’in kendi milli çıkarlarına uygun olarak devreye koyduğu GOP gereği Orta Doğu’ya yeni bir çeki düzen vermektir. Afganistan ve Irak işgalleri bunun ilk basamağıdır. Bu nedenle Saddam’ın iktidardan düşürülmesiyle ABD ne zaman Irak’tan çekilecek sorusuda ayakları havada bir soruydu ve gerçeği ifade etmiyordu. ABD, bölgemizde kalıcıdır. Daha işin başındadır.

Uygulamaya konulan ”Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”dir. Orta Doğu’ya kendi çıkarlarına uygun yeni bir düzen getirmeden gideceği yoktur. Bu şu demektir. ABD, bölge üstünde söz hakkı olan eski statükocu yönetimleri tasfiye etmeyi önüne koymuştur. Bunu adım adım gerçekleştirmeye çalışacaktır. Bu birkaç senenin işi değildir. Uzun bir süreci kapsayacaktır. Ama her halükarda bunu başarmak zorundadır.

Başarmaması demek ABD’in yenilgisi demektir. Bu da ABD’nin Orta Doğu üstündeki hakimiyetinden, dolayısıyla dünya paylaşım savaşından çekilmesi demektir. Bu günün koşullarında bunun verileri olmadığına göre başlayan süreç ABD’nin zaferiyle sonuçlanacaktır.

ABD’nin zaferi aynı zamanda Kürd milletininde zaferi olacaktır. Bölge statükocu güçlerin gerilemesi ve yenilgisi Kürd milletinin ilerlemesi ve zaferine yol açacaktır. Bu kötü bir şey midir? Kuşkusuz değildir. Ama ezen millet klasik sol güçleri, kendi milli kaygıları sonucu soğuk savaş mantıkları gereği bunu ihanet olarak addetmekte ve Kürd milletini tehdit etmelerine kadar işi vardırmaktadırlar.

Bunu da “dünya işçi sınıfının çıkarına aykırıymış,” ”ezilen halkların kardeşliğine ihanetmiş” vs. sol bir söylemle yutturmaya çalışmaktadırlar.

Aslında sorun hiçte bu ırkçı, şoven odakların dedikleri gibi değildir. Değildir, çünkü onların derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.

Hesapları Kürd milletinin yükselişini engelemek, Kürd milletinin egemenlik gaspını öngören Orta Doğu’daki statükoyu korumak ve Kürd milletinin hapsedildiği sömürgeci ülkelerin ”toprak bütünlüğü”nü korumaktır.

”Anti-ABD”cilikleri de, ”anti-siyonist”likleri de buradan kaynaklanmaktadır.

Bu politikalarıyla Türk savaş kurmayının yedek güçleri olduklarını ispatlıyorlar.

Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.

Bulundukları yeri bile kavramakta aciz olan MGK’nun taşeronluğunu yapan bu çevreler, her ne hikmetse çok kılıf altında sahne alırlar.

”M-L”den ”Maoist”lere varan geniş bir yelpaze oluştururlar. Ortak noktaları hiç şaşmaz. Kürd ve Yahudi düşmanlığı.

Bu tesadüfü müdür?

Hiç sanmıyorum.

Peki çare?

Çare bellidir.

Türk, Fars ve Arap şer güçlerine karşı Kürd-Yahudi stratejik dostluk işbirliğini ete kemiğe büründürmektir.

Kürdler ve Yahudiler karşılıklı olarak niye birbirlerinin ”hayat sahası” olmasın?

Kürdlerin buna ihtiyacı olduğu kadar Yahudilerin de buna şiddetle ihtiyaçları vardır.

 

Teletex News24