06A72314-EEBF-45AC-8865-AA47188F1298Türkiye’nin Nelson Mandela’sı ve ülkenin en ağır tutsağı…

Bu söylem ile Nelson Mandela’ya benzetilmesinin nitelikle ilgisi olmadığı belirtelim. Nelson Mandela bir sınıf savaşçısı değildi. O, ülkede yönetimi elinde bulunduran faşist bir azınlığa karşı ezilen siyahi çoğunluğun sesiydi. Bir siyasi tutsaktı, bir rehindi. Mandela 27 yıl hapis yatan Afrika Ulusal Kongresi lideriydi. Oysa Gülbahar, ezilenlerin, sömürülenlerin ve hakir görülen işçi sınıfının ve ezilen halkların bir savaşçısıydı. Kendisine biçilen ceza 37 yıldır. İkisi de müebbetle yargılanmıştı. Bu benzetme hiç şüphesiz ki burjuvazinin rüyalarına giren bir korku duvarının inşası amacına yöneliktir.

Bir ülkede yargı, siyasal yapının emrine giriyorsa, o ülke ya sömürge tipi bir ülkedir, ya da faşist baskılar sonucu yargı bertaraf edilmiştir. Türkiye Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu iki ögeyi birden yaşıyor. Hem yarı sömürge bir ülke hem de peş peşe faşist darbelere maruz bırakılan tipik bir üçüncü dünya ülkesi görünümdedir. Yargı bağımsız olmayınca mahpustakilerin kaderi de yargının değil, siyasal iktidarın elinde olan bir olgudur. Ya genel af çıkartır, terör örgütü diye bahsettikleri devrimcileri ve solcuları ve kendinden olmayanları bu kapsamın dışına bırakır, ya da savcılara bu işi havale ederek yılan hikâyesine çevirirler. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti parlamenter sosyal demokratların, revizyonistlerin ve faşistlerin bahsettiği gibi tam bağımsız, bağlantısız, demokratik bir ülke değil; tam aksine ülkeyi işgal eden emperyalist güçler tarafından kurulan yarı sömürge tipi bir ülkedir. Böyle bir ülkede burjuva adaleti de olmaz, burjuva demokrasisi de…

Makalenin konusu birçok badire atlatmış ve bir türlü özgürlüğüne kavuşmamış Hasan Gülbahar adlı kardeşimiz ile ilgilidir. 1961 yılında Tarsus’ta doğan Gülbahar, bir halk çocuğudur. 8 kardeşin 6. Ve 7. Numaralı ikizlerinden küçüğüdür. Bir kız kardeşi ve 2 ablası ile 3 ağabeyinin sondan ikincisidir. 1980 öncesinde Mersin Akşam Ticaret Lisesi’nde okuyordu. Gündüzleri de bir nakliye firmasında çalışıyordu. NATO’nun silahlı tetikçisi Kenan Evren’in 12 Eylül 1980 tarihinde yaptığı faşist darbe sonucunda birçok demokrat aydın, yazar, sendikacı, siyasi parti liderleri, demokratik kitle örgütleri liderleri ve Kürt liderleri hakkında hukuksuz yapılan tutuklama sonucunda ülkede gündüzleri fenerle devrimci avına çıkıldığı dönemlerde yani 16 Ocak 1981 tarihinde bir ihbar sonucu diğer ilerici yurtsever ve devrimci gençler gibi tutuklandı. 30 yıl cezaevinde tutulduktan sonra, 4. Yargı paketinin yürürlüğe girdiği 11 Mayıs 2013 tarihinde tahliye edilen Gülbahar, Mersin Akşam Ticaret Lisesinde yarım kalan eğitimini tamamlamak için Milli Eğitim Bakanlığı’na kaydını yaptırmak istedi. Ancak Adalet Bakanlığı verilen tahliye kararının bozulması için Yargıtay’a başvurmuştu. Gülbahar’ın kalan 7 yıllık hapis cezasının infaz edilmesine yönelik Yargıtay’ın verdiği karardan habersiz olan Gülbahar Milli Eğitim Bakanlığı’na dava açtırmak için gittiği adliyeden çıkarken tutuklandı. Adli Tıp Kurumu’ndan geçmişte, Wernicke Korsakoff hastası olduğuna ve kalp hastalığı raporlarına rağmen Mersin E Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Aynı Adalet Bakanlığı Bahçelievler katliamında 7 genci öldüren ülkücü Haluk Kırcının tahliyesi için Yargıtay’a başvurmuştu. Katil Haluk Kırcı tahliye edildi, oysa Hasan Gülbahar hala cezaevinde yatıyor. Bir zamanlar Kanlı Pazar’a imza atan Milli Türk Talebe Birliği elebaşıları bugün ülkeyi yönetiyor.

İki TİKKO davasından müebbet hapse mahkûm olduğu dosyadan 1991 yılında şartlı salıverilme kapsamında serbest bırakılan Gülbahar 10 yıl 8 ay tutuklu kaldıktan sonra 3 Ocak 1995 tarihinde TİKKO Sivas Bölge Sorumlusu olarak tekrar tutuklandı ve infazı yandı. Diğer bir deyişle eski ceza ile birleştirildi. Bu haksız, yanlış, kasti ve intikam alırcasına verilen ceza için 2013 yılında Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldı, ancak hala bir karar çıkmış değildir.

Hasan Gülbahar, Anayasa Mahkemesi kararını vermezse ya da olumsuz karar verirse 4 yıl daha yatmış olacak. Kürt özgürlük hareketinin önderlerinden Cuma Özkan ve Türkiye sosyalist hareketinden Hasan Gülbahar 33 yıldır cezaevinde tutsak bulunuyorlar. Tutsaklığın 29. Yılında tahliye edilen Hasan Gülbahar, 1 buçuk yıl sonra “yanlış tahliye edilmiş” denilerek tekrar tutuklanmıştı. Cuma Özkan ise hiç tahliye edilmedi. Bu iki insanımız Türkiye’deki hukuk garabetine uğramışlardır.

Hasan Gülbahar 19 yaşında cezaevine girdi. Bugün 56 yaşında. 1,5 yıllık tahliyeyi dâhil etmezsek tam 33 yıldır cezaevinde yatıyor ve 4 yıl daha yatacak ve tekrar bir garabet yaşanmazsa 60 yaşında bir siyasi tutsak olarak dünyadaki tutsaklar arasında dünyada cezaevi rekorunda ilk ona girecek bir devrimci, bir önder konumunda olacaktır.

Tüm bunlar yetmiyormuş gibi ülke cezaevlerine sürgün edilmiştir. Sürgün edilen cezaevleri aşağıdaki gibidir: Tutuklanma tarihi 16 Ocak 1981

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

• Mersin 1981-1983
• Malatya 1983-1991
• 1992 yılında tahliye edildi. 3 yıllık tahliyenin ardından tekrar tutuklandı.
• Kayseri 1995-1996
• Ermenek 1996-2003
• Kandıra 2003-2010
• Bafra (Samsun) 2010-2013
• 2013 Mayıs’ında 4. Yargı Paketi ile tahliye edildi. Ancak Adalet Bakanlığının Yargıtay’a yaptığı itiraz üzerine 17 aylık tahliyenin ardından 9 Ekim 2014 tarihinde tekrar tutuklanmış, Mersin’de birkaç ay tutulduktan sonra, Osmaniye’ye gönderilmiştir.
• 2014-2015 Osmaniye T Tipi’nde bir yıl kaldıktan sonra da Tekirdağ’a gönderilmiştir.
• 2015-Günümüz Tekirdağ F Tipi cezaevinde yatmaktadır.

1940’lı yıllardan başlayarak günümüze dek aydınlarımızın başına gelenler, Hasan Gülbahar’ın kişiliğinde yaşanmıştır. Halikarnas Balıkçısı olarak adlandırılan Cevat Şakir Kabaağaçlı’dan, Nazım Hikmet’lere, Ahmed Arif’lere, Rıfat Ilgazlara, Aziz Nesin’lere yaşatılan insanlık dışı uygulamalar bugün Hasan Gülbahar’a uygulanıyor. 12 Eylül faşizm ölmedi, yaşıyor ve bizlere, halkımıza insanlık ayıbını yaşatacak düzeyde devam ediyor.

Hasan Gülbahar, adam öldürmedi, burjuva devletini ve emrindeki faşist mekanizmayı ortadan kaldırmadı. O sadece iki kez örgüt üyeliğinden yargılandı. Biri lider olmak, diğeri de üye olmaktı. Ve 36 yıldır Türk Yargısının içinde bulunduğu insanlık utancını Hasan Yoldaşımızın nezdinde insanlığa yaşatıyor bugünkü yönetim. O içerde mahpus değil, rehin olarak tutuluyor.

Siyasal görüşü ne olursa olsun, Gülbahar, haksızlığa karşı direnmenin, cesaretin, güvenin, saygının, umudun ve onurun simgesidir. Onun verdiği bu onurlu mücadelenin önünde saygıyla eğiliyoruz.

Büyük şair Sabahattin Ali’nin şiiriyle sonlandırmak istiyorum. Selamla, sevgiyle…

Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül aldırma
Ağladığın duyulmasın
Aldırma gönül, aldırma

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül, aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz dibidir gökyüzü
Aldırma gönül, aldırma

Dertlerin kalkınca şaha
Bir sitem yolla Allah’a
Görecek günler var daha
Aldırma gönül, aldırma

Kurşun ata ata biter
Yollar gide gide biter
Ceza yata yata biter
Aldırma gönül, aldırma