ELLERİNDE PANKARTLAR

Ellerinde pankartlar
Gidiyor bu çocuklar
Kalkın ayağa, kalkın
Gidiyor bu çocuklar

Bu pazar, kanlı pazar
Dert yazar, derman yazar
Kalkın ayağa, kalkın
Gidiyor bu çocuklar

Bu meydan kanlı meydan
Ok fırladı çıktı yaydan
Kalkın ayağa, kalkın
Biz şehirden, siz köyden

06A72314-EEBF-45AC-8865-AA47188F1298Ruhi Su’nun sözlerini yazdığı bu güzelim beste gençlerimiz tarafından halay çekip söylenirken tarih 10 Ekim 2015, günlerden Cumartesi, saat 10.04’ü gösteriyordu. Ani bir patlama ve ardından gelen çığlıklar. Ortalığı cehenneme çevirmişti burjuvazinin emrindeki AKP ve ABD destekli IŞİD militanları… Üç saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Yer Altındağ ilçesi, Ulus semti, Ankara Garı Kavşağı. Türkiye tarihinde görülebilen en ölümcül bombalı intihar saldırısıydı. Katliama imza atanlar da kandırılmış, beyinleri yıkanmış gençlerimizden başkası değildi. Yunus Emre Alagöz ve adı açıklanmayan diğer saldırgan. Resmi rakamlara göre ölü sayısı 109, yaralı sayısı da 500’ün üstünde; bu rakamlar Başbakanlık Koordinasyon Merkezi açıklamasıdır. Ardından da katliam ortağı AKP iktidarı liderine gelen çeşitli devlet liderlerinin taziye mesajları…

 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

10 Ekim günü demokratik kitle örgütleri, Siyasi partiler DİSK, KESK, TTB, TMMOB, EMEP, SDGF, HDP, CHP milletvekillerinden bazıları ve birçok sivil toplum örgütünün katılımı ile “Barış Mitingi” adı altında bir eylem gerçekleştirildi. Oysa yürüyüş henüz başlamadan alana kortej halinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanstan önce polis meydana ulaştı. Meydanı boşaltarak yaralılara muhtemel ilk yardımı bilinçli ya da bilinçsiz engelledi. Yaralılara yardım etmek isteyen katılımcıların üzerine tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti. Bu da olası yaralıların kurtulması yerine ölüme terk edilmesine sebep oldu. Çünkü Türk Tabipler Birliği mensupları ve sağlıkçıların müdahale etmesine engel olundu. Saldırının hemen ardından sanki önceden haberi varmış gibi RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına yayın yasağı getirildi, internet servis sağlayıcıları tarafından Twitter ve Facebook sitelerine erişim engeli uygulandı.

Olayın Ardındaki Gerçek

 

Temmuz 2015 tarihinde AKP iktidarın Türkiye’yi Suriye’deki savaşa sokmasına karşı çıkan HDP ve CHP milletvekilleri ile bazı sendikalar, meslek örgütleri, vakıf ve platformların desteklediği Barış Blok’u oluşturuldu. Bu blok, çeşitli miting, protesto ve yürüyüşler düzenledi. Ekim ayının başında 10 Ekim’de Ankara Gar’ı önünde yapılacak Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Barış Bloku destekçileri Devrimci İşçi Sendikaları, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipler Birliği ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından çağrı yapıldı.

Patlama

 

Bu çağrıya uyan ülkenin her yanındaki sivil örgütleri farklı illerden katıldılar. Katılımcılar mitingin yapılacağı Sıhhiye Meydanı’na gitmeden önce Ankara Garı önünde toplanmaya başladılar. Katılımlar henüz tamamlanmadan saat 10.04’te 3 saniye arayla iki patlama gerçekleşti. Patlamalar Gar’ın önündeki alt geçitte ve trafik ışıklarının arasında HDP, SGDF ve EMEP pankartlarının açıldığı yerde gerçekleşti. Patlama sonrasında Sırrı Süreyya Önder, 3. Bir patlamanın daha gerçekleştiğini bildirdi. Patlama sonucunda iki eylemci ile birlikte 109 insanımız hayatını kaybederken, 500’den fazla insanımız da yaralandı.

Olay sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı, iki canlı bomba ihtimali üzerinde durulduğunu belirtti. Saldırıdan bir gün önce Twitter ’da bir kullanıcının Ankara’da patlama gerçekleşebileceğine dair paylaşım yaptığı anlaşıldı. Katliam olayı örgütler tarafından henüz üstlenmemişken MHP lideri olayın IŞİD tarafından gerçekleştiğini iddia etti. HDP de ülkede güvenliği sağlamakla sorumlu tuttuğu siyasi iktidarı açıkça katil ve “en büyük terör destekçisi” olmakla suçladı.

Soruşturma

 

Siyasi iktidar her zamanki gibi karşıt olduğu PKK, DHKP-C ve MLKP örgütlerden herhangi birinin ya da olası bir DEAŞ tarafından gerçekleştirilmiş olabileceğini bildirdi. DEAŞ, her zamanki gibi son ihtimaldi. Başbakan Davutoğlu saldırıdan iki gün sonra birinci önceliğin DEAŞ (IŞİD) tarafından olabileceği ihtimali üzerinde duruldu. Bu da ileriki zamanda görevden alınmasına vesile oldu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, canlı bombalardan birinin Suruç bombacısının ağabeyi Yunus Emre Alagöz olduğunun, diğerinin de fotoğrafla teşhis edildiğini ve açık kimliğinin belirlenmesi çalışmalarının yapıldığı beyan etti. Katliama yardım ettiği düşünülen 20 kişiden 11’inin tutuklandığı açıklandı. MİT raporunda ise IŞİD’in uzman bombacısı Tuncay Kaya’nın katliamdan günler önce serbest bırakıldığını, patlama sonrasında arandığını bildirdi. Saldırıya ilişkin takipsizlikle suçlanan Ankara valisi, Emniyet müdürü, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi’nin önlem almadığı ortaya çıktı.

Dava

 

7 Kasım 2016 yani bir yıl sonra Ankara Adliyesi’nde dava görülmeye başlandı. 9 ay süren davada iddianame kabul edildi. 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve kamu görevlilerin yargılanmadığı davada 35 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi. Aralarında EMEP, HDP, CHP’nin yanı sıra KESK, DİSK, TMMO, TTB gibi emek ve meslek örgütleri ve Tunus’tan bir parlamenter de hazır bulundu. Duruşmada sanık Yakup Şahin, yaptığı konuşmada, polislerin kendisini nezarethaneye götürmediklerini, çay ikram ettiklerini, “eline sağlık, birkaç çocuk ölmüş, ama zayiattır” diyerek güldüklerini ve kendisiyle selfie çektiklerini söyledi. Duruşmada DİSK, KESK, TMMO, TTB, CHP, HDP, EMEP ve Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası müdahil olma talebinde bulundular.

Duruşma sonrasında mahkeme heyeti kararını açıkladı. Buna göre;

• Sanıkların tutukluluk halinin devamına,
• Antep’te bulunan sanıkların mahkemede dinlenmesine,
• Çağrıya gelmeyen sanıkların yokluğunda tutuklama kararı verileceğine,
• Adli kontrolün bulunduğu sanıklarda durumun devamına,
• Kamu görevlileri hakkında savcılığın evrakının celbine,
• Tüm dijital materyallerin imajının alınıp, bilirkişi heyetine gönderilmesine,
• Katılma talebinin daha sonra değerlendirileceğine,
• Tanıklar için ek süre tanınmasına,
• Yakup Şahin’in kaldığı otel kayıtlarının incelenmesine,
• Sanıklar ve ölenlerin ceza dosyalarının celbi için yazı yazılmasına,
• Olayda kullanılan araçlar üzerine tedbir konulmasına,
• Olaydan 6 ay önce ve sonrasındaki telefon kayıtlarının bilirkişiye gönderilmesine,
• Faillerin patlama anındaki tüm görüntülerin istenmesine,
• Bir sonraki duruşmanın 6-10 Şubat 2017 tarihleri arasında görülmesine karar verildi.

7-10 Şubat 2017 tarihli mahkeme daha sonra, 30 Nisan 2017 tarihine, sonra 4 Mayıs 2017 tarihine, oradan da 25-26 Eylül 2017 tarihine, 2 Ekim 2017tarihinde emniyet görevlileri için “yargılanmaya gerek yok” kararı verildi.

Bugün 10 Ekim’in 2 yıldönümünde Ankara Garı önüne karanfil koymak isteyen sivil toplum kuruluşları, patlamada yaşamını yitirenlerin yakınları ve vatandaşların üzerine polis tarafından plastik mermi ve biber kazı ile saldırı düzenlendi. Ankara’nın çeşitli yerlerinde devam eden eylemlerde 15 yurttaş gözaltına alındı.

Sonuç

 

Katliamlar emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin ile bunların tetikçisi devletin adeta vazgeçilmez bir geleneği haline gelmiştir. Sınıflı toplumlarda egemen sınıfların katliamları ve soykırımlarına bakıldığı zaman neredeyse dünya nüfusunun 1/4’üne eşdeğerdir. Günümüzde de Katliam AKP için bir gelenek haline geldi. Bir yandan seçim sonuçlarını etkilemek için Kürt diyarında yaptığı toplu katliamlar, PKK bahane gösterilerek Kürt ulusuna duyulan kin ve nefretin ancak silahla giderilebileceği, düşmanlığın körüklendiği, azınlıklardan intikam alırcasına yaptığı düşmanlıklar ile OHAL kapsamında kendisine muhalif tüm kesimlere karşı savaş pozisyonunu almış, dış ilişkilerde her önüne gelene saldırganlığı ile BOP kapsamında emperyallerin emrine girmiş ve ülkeyi karanlığa götüren, CIA’nın emrine giren ve ekonominin tüm yükünü çalışanların sırtına bindirmiş bir siyasi iktidar. Hiç şüphesiz ki Türkiye devrimci geleneği, katliamlarla kaybettiklerini, onlara yakılan türküleri ve meydanlarını unutmayan ve kanla yoğrulan bir gelenek haline gelmiştir. Bu miting de bunlardan biriydi.

10 Ekim 2015 tarihinde yapılan “Barış Mitingi”nin hiçbir sınıfsal yanı olmadığı gibi proletaryanın da sözcülüğü üstlenilmemiştir. Miting bildiğimiz demokratik ve ilerici yanı ile de bir yerde baskı rejiminin, katliamların ve özellikle Suriye’ye asker gönderiminin protestosu için yapılmak istenmiştir.

Resmi rakamlara göre 102, daha sonra ölenlerle birlikte bu sayının 109’a çıktığı katliamda iktidarda olan siyasal yapıya baktığımız zaman Milli Türk Talebe Birliği (MTTB)’nin ocağında pişmiş Kanlı Pazar’da aktif görev almış ve 6. Filonun sözcülüğünü yapmıştır. Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Abdullah Gül, Mehmet Ali Şahin, Beşir Atalay, Bülent Arınç, Ömer Dinçer, Taner Yıldız, Abdulkadir Aksu, Hüseyin Çelik ve Bahattin Yıldız gibi isimler bu ocakta pişmişlerdir. Katliam, onların adeta mesleği haline gelmiştir. OHAL ile sokağa çıkma yasaklarına direnen Kürt halkına yönelik devam eden katliamlar, AKP ve burjuvaziye güç kaybettirmeye devam ediyor. Ülke tam anlamıyla Ortadoğu’nun katliam denizinin ortasında yaşıyor hale gelmiştir. ABD’nin emrindeki TC devleti, tıpkı Suudi Arabistan, İsrail ve Katar gibi IŞİD’e hep yardım etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti adeta terör odaklı bir devlet haline gelmiştir.

Ankara Garı katliamının karanlıkta kalmasına, aydınlatılmasının engellenmesine tıpkı faili meçhuller gibi devlet odaklı terörün yargılamalara yaptığı baskı ile kendisini hissettiriyor. Mahkemelerde eylemcilere protesto yasaklanırken “Ya Allah Bismillah Allahuekber” ve “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarına izin verilmektedir.

Ankara Garı katliamı başlı başına bir devlet ayıbıdır. Çünkü katliamla ilgili raporlara göre, ordu evlerine patlamanın olduğu sabah istihbarat gelmesine rağmen önlem alınmamıştı. Bir hafta önce de AB üyesi ülkelerin Türkiye’deki temsilciliklerine güvenlik uyarısı geçtiği ve önlemlerin artırıldığı ortaya çıkmıştı.

Değerli arkadaşımız, sevgili hocamız Sultan Karataş’ın şiiriyle bitirmek istiyorum. Selam ve sevgiyle…

SİZ ORDA MISINIZ?
bugün sabır kuşanıp
keskin sözcükler doladım dilime
rest çekiyorum hayata kendimce
ahh güzel yüzlü çocuklar
geri gelecek misiniz?

topladım tüm çiçekleri
bahçelerden bu sabah
tarlalarda ölüm tohumlarına
yaşamağacı sundum
sınırlar boyu sevgi taşıyan
ahh güzel yüzlü çocuklar
siz nerdesiniz?

yırttım zulmün resmini
yok ettim ölümü
kara delikler aradım
ahh güzel yüzlü çocuklar
siz orda mısınız?