Bölge devletlerini birleştiren anti-Kürt politikalarıdır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.



ömer AĞIN

742D1C35-6475-426D-B4D0-A6DB0C654463Düşlerini kin, nefret, yok sayma üzerine kuran; padişah, ağa, şeyh için söylenmiş bir deyim var Kürtçede: “Gulé weré danuwan” (Gule hediklere gel). Bu deyim sanki hükümet yetkilileri için söylenmiş gibidir. Ham hayaller peşinde koşan, gerçeklere dayanmayan öngörülerde bulunanların kurguları boştur, anlamsızdır. Gördükleri rüya sayesinde hem içerde, hem dışarda büyük panik yaşıyorlar. Kürt halkının özgürlük istemi yeri göğü inletiyor.

Reis’in İçe dönük söyledikleri, “Geçmişi ve geleceğiyle davaya bağlı olacak. Egosu ve hırsı çok yüksek olmayacak. Tek bayrak, tek dil, tek millet, tek devlete inanacak…” sözleri “paniğin” düzeyini gösteriyor.

“Dava arkadaşları” birer birer tasfiye ediliyor. “Metal yorgunluğu” ve “davaya bağlılık” kalkanı ile parti içi tasfiyeler hız kazanıyor. “Korktukları” için belediye başkanlarını görevden alıyorlar. “Zayıf karakterli” (!) milletvekillerinin tasfiyesi sırada bekliyor. “Arazideki” değişikliklerle sorunları çözemediklerini gördükleri için “iç organ” nakli hız kazanıyor. Sarayın öncelikli hedefi 2019’u sağlama almaktır. Geleceklerini buraya bağlamışlardır.

Dış politikada da farklı bir yol izlenmiyor. Başta İran ve Rusya olmak üzere, Irak, hatta düne kadar kanlı bıçaklı olduğu Esad’la birlikte “koşulsuz olarak” Kürtlere karşı bir tutum geliştirmeye çalışıyor. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ilk kez Kürtlere karşı yeni bir “alt global” politika uygulamaya koyuluyor. “Türkiye- İran ittifakı oyunları bozacaktır” sözleri “yeni politikayı” izah etmeye yetiyor.

Bu politika; doğası gereği sadece anti-Kürt olmakla kalmıyor, “yeni dengelere” dayanan yayılmacı bir tutumun uygulanmasını da pratik hale getiriyor. İran bu politikanın üzerine balıklama atlamış görünüyor. “Anti ABD” bir mevzi kazanmak ve “Şii hilalini” bölgeye yerleştirme arzusu peşinde koşuyor. AKP iktidarı ise, “İslam’ın hamisi” rolüne soyunmuş görünümü altında anti Kürt politikasını İran’la bir olup yaşamla birleştirmeye çalışıyor. İktidar hedef tahtasına Afrin konulmuştur. Birbiriyle çelişen ama birbirine de ihtiyacı olan devletler anti Kürt temel üzerinde bir izdivaç yapmış durumda.

Bu işbirliği daha şimdiden başta Suriye’deki demokratikleşme istemi olmak üzere çok sayıda Arap devletlerini de karşısına almıştır. Anti-Kürt politika bir yandan yeni bir “birleşme” yaratsa da, diğer yandan başta ABD olmak üzere birçok dünya ye bölge devletleriyle sürtüşmeyi içinde barındırıyor. Anti-Kürt politika zorunlu olarak yayılmacı, hayalci, ırkçı, şoven bir dış politika uygulamasını beraberinde getiriyor. Daha önemlisi İran’ın Irak’ta yayılmasına basamak oluyor.

Güney Kürdistan referandumuna “gayrimeşru” demelerinin, İdlip’e girilmesinin nedeni anti-Kürt politikadır. Kürtler yaşadıkları ülke yönetimleri tarafından hiçbir zaman millet olarak kabul edilmedi ve asla da etmeyecekler. Millet olmayan bir insan “topluluğu”nun doğal olarak kaderlerini tayin etme hakkı da olmaz anlayışı hep egemen oldu. Oysa “soğuk savaş” döneminin sona ermesiyle birlikte devletler bile bir birinde ayrıldı, sayısız halk “barışçıl yöntemlerle” kendi geleceğini belirledi. Sayıları iki yüz bini geçmeyen insan toplulukları yok olmasınlar ve dilleri tarih sahnesinden silinip gitmesin diye Birleşmiş Milletler’in koruması altına alındı.

“Gayri meşrudur” söylemleri de yeni kullanılmıyor. Farklı amaçlar taşısa da 1915 Ermeni katliamı için de “sözde Ermeni soykırımı” kavramı kullanılmıyor mu? Güney Kürdistan referandumuna “sözde referandum” demeleri şaşırtıcı değil. Zaten bunlar hiçbir zaman “Kürtlerin haklarından” söz etmediler. Kürt haklarını kabullenmiş göründüklerinde bile hep lafı geveleyip “inşallah, maşallah”tan başka bir şey söylemediler. Oysa Kürtler “referandumu” savaş çıkarmak için değil, barışçı yöntemlerle haklarına kavuşmak için yaptılar. Güney Kürdistan coğrafyasına bir göz atıldığı zaman Ortadoğu’nun en sakin ve istikrarlı bölgesi olduğu hemen görülecektir. İki milyona yakın farklı milletten mağdur olan insan Güney Kürdistan’a sığınmış durumdadır. Nüfus oranına ve toprak büyüklüğüne bakıldığında dünyada en çok mülteci kabul eden yer olduğu görülüyor. 1992 yılından bu yana Güney Kürdistan’da yaşayan halkların arasında ciddi hiçbir çatışmaya rastlanmıştır. Halklar barış içinde birlikte yaşamakta ve sorunlarını demokratik yöntemlerle çözmeyi ana ilke olarak benimsemiştir. Rojava’da da halkların güven ve istikrar içinde yaşamı için yeni bir ortam doğmuştur. Tedirginlik yaratan başka bir gelişme de budur. Suriye topraklarına bunun için girilmiştir. Gün ulusal demokratik birliği yaratma günüdür. Boşuna “asıl olan dünyayı değiştirmektir” denilmedi. Gerisi laftır.