9584F6E7-2ABE-4006-8E07-0F42DE1D15AAKürdistan’ın Güneyi’nde olur mu, olmaz mı yoğun tartışılan ve sonuçta uygulamaya konulan “Bağımsızlık Referandumu“ öngörülen 25 Eylül 2017 tarihinde gerçekleşti. Sandık başına giden halkın %93 oranı bağımsızlık referandumunu olumlu yönde onayladı. Beklenen bir sonuçtu. Fakat referandum uluslararası alanda kabul görülmedi. Sonucun bu olacağını başından belirttik.

Çünkü “Bağımsızlık Referandumu“ içte siyasal güçlerin mutabakatı sonucu alınan bir karar değildi. Yanı sıra içte bazı siyasi partiler ve dışta uluslararası güçler “zamanı değil, erteleyin,“ dedi. Fakat Irak-KDP ve YNK başındaki grup kendilerine dayatılan Türkiye projesi olan referandumunu gündeme soktular. Bu projeyi kerhen destekleyen irili ufaklı diğer güçler ve kişiler de Barzanilerden siyasal ve kişisel beklentileri olan güçlerdi.

Refrandum kararı emrivakiye getirildi. Parlamento dışlanarak, mevcut siyasi güçlerin mutabakatı sağlanmadan Irak-KDP ve YNK başındaki grubun kararı ile alınması bile tek başına sakattı. Biz bunu başından tespit ettik. Türkiye’nin zorlamasıyla Barzanilerin ve onların rant ortağı YNK’in başındaki grubunun ortak bir uygulamasıdır dedik. Bildiklerimiz vardı. Türkiye ile aralarındaki yazışmalar ve telefon konuşma bilgileri elimizdeydi. Birileri diyebilir ki niye yayınlamadınız veya yayınlamıyorsunuz? Mantık olarak kendi açılarında haklılar ama bizim açımızda sakıncalıdır.

Şunu biliyorduk. Barzaniler ne pahasına olursa olsun referandumu yapacaklar. Buna rağmen içte ve dıştaki baskılar sonucu ertelenebileceğini de öngörüyorduk.

Her şeyden evvel “Bağımsızlık Referandumu“ için ne ülke içinde ne de uluslararası alanda alt yapısı oluşturulmamıştı. İş aceleye getirilmişti. Çünkü aceleleri vardı. İçte biriken sorunlara cevap olunamıyordu. Halk açlık sınırına gelmişti. Baskı, işkence, linç etme ve öldürme ayuka çıkmıştı. Bu durum fazla sürdürülemezdi. Gündemi değiştirmek gerekiyordu. Bu nedenle referanduma baş vuruldu. Bu yöntemle ancak Irak-KDP ve YNK’nin başındaki ekibin 1992 yılından bugüne süre gelen insan hakları konusundaki ihlalleri ve hırsızlıklarını perdelenebilirdi.

Devleti devlet yapan tek bir kurumun inşa edilmediği ve hatta milletin tek yasal kurumu olan Parlamento’un kapısına kilit vurulduğu bir ortamda ve uluslararası müttefik güçlerin desteği alınmadan böyle bir karar almak doğru değildi. Buna karşı çıkan ki ana güç –Gorran Hareketi ve Komala İslami Parti- haklıydı. Daha sonra bunlara dört siyasi parti daha dahil oldu. Hukuksuz olarak açılan Parlamento’un ilk açılış toplantısına katılmayarak tavrını ortaya koydular. Yanı sıra Parlamento’nun Başkanının oturuma katılmamasıyla nasıl hukuksuz olarak kapandıysa hukuksuz olarakta açıldı. İş kılıfına uyduruldu. Yapılan hukuksuzluğa bir hukuksuzluk daha eklenmiş oldu. Ve bunlar uluslararası güçler tarafından not edildi.

Barzaniler, referandumu gündeme sokarken herkesin desteğini alacaklarını, dünyanın kendi etraflarından dolandığını sandılar. Herkesin onlara mecbur olduğu kibirine kapıldılar. Bunu resmi toplantılarından da dile getirdiler. “Biz ABD’ye ne kadar muhtaçsak, ABD’de bize o kadar muhtaçtır,“ dediler.

Mesrur Barzani daha da ileri giderek; “Ne zaman kendi haklarımızda ısrar ettiğimizde, o zaman hiç kimse bize engel olmadı ve bize daha fazla saygı duyuldu,” dedi.

İşte yanıldıkları mesele buydu. Hiç kimse ne kendilerine ve ne de alınan karara saygı duydu. Referandum sonrası Mesud Barzani bunu, “Bu kadar tepki duyulacağını tahmin etmiyordum,“ ile ifade etti.

ABD, AB, BM zamanı değil dedilerse de Barzaniler bu tutumlarıyla, Türkiye’nin zorlaması ile “Bağımsızlık Referandumu“nu gündeme soktular. “Ne pahasına olursa olsun 25 Eylülde 2017 tarihinde yapacağız,“ dediler.

Buna hem içte bazı siyasi güçler ve hem uluslararası güçler “ertelenmeli“ dedilersede kendilerine söz geçiremediler. Hatta ABD Başkanı Donald Trump’ın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk, BM Temsilcisi Jan Kubis, ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Douglas Silliman ve İngiltere’nin Bağdat Büyükelçisi Frank Baker’in de bulunduğu uluslararası koalisyon heyetini Kürdistan’ın Güneyi’ne baskın niteliğinde bir ziyarette bulundular. Koalisyon güçlerin resmi kararını tehditkar bir tarzda kendilerine dayattılar.

Sorun diğer partilerden öte Irak-KDP’yi ilgilendiriyordu. Bu işi onlar devreye koymuştu, onlarda çözeceklerdi. Bu nedenle Koalisyon Heyeti önce Neçırvan ve sonra Mesud Barzani ile görüştü. Mesud Barzani; “Referandum konusu sadece bana ait değil, Kürdistan’daki diğer siyasi liderlerle alınan bir karardır. Diğer partilerle yapacağımız görüşmeler ardından size kararımızı ileteceğiz,” dedi.

Mesud Barzani, diğer siyasi güçlerle konuşmadan Zaxo mitinginde “Rferandum zamanında yapılacak,“ dedi. Çünkü Türkiye’nin kesin kararı vardı. Bunu Mesud Barzani’ye dayatmışlardı. “Ne pahasına olursa olsun referandum olacak,“ denilmişti.

Ve referandum yapıldı. Hem içte ve uluslararası alanda tepki almaya devam etmektedir. Karar kılıcılar şok oldular. Hangi adımı atacaklarını şaşırıp kaldılar. Kimse referandumu kabullenmiyor, tanımıyor. Karar kılıcılar “müzakere“ deseler de muhatap bulamıyor. Geriye tek bir seçenek kalıyor. Bağımsızlık ilan etmek. Bunuda göze alamıyorlar. O halde insana şunu sorarlar. Peki “Bağımsızlık Referandumu“nu niye yaptınız?

Ha bu arada “şunu, bunu istiyorum,“ demekle bu işler olmuyor. Bir işe soyunduğunda gücünü bileceksin. Dost ve düşmanın duruşunun netliğine vakıf olacaksın. Şartları tartacaksın. Koşulların elverip, vermediğine bakacaksın. Ondan sonra niyetin neyse bunu kendin, ittifak güçlerin ve dostlarımla başarmaya bakacaksın.

Bu değil de “ben istiyorum olacak“ dedin mi yarı yolda kalırsın. Biz başından beri bu zorlukları dile getirdik.

Kimse tek başına Kürdistan’ın sahibi değildir. Yanı sıra Kürdistan sorunu salt başına Kürdlerin sorunuda değildir. Uluslararası karar kılıcılar var. Onların icazeti alınmadan kimse bağımsızlık ilan edemez. Çünkü devlet yıkan, kurun uluslararası güçlerdir. Eğer sorun Kürdistan’ın bağımsızlık sorunu ise bu iş ancak ve ancak siyaset sahnesinde olan Kürd yurtsever güçlerin milli ittifakı ve uluslararası güçlerin desteğiyle ancak olur. Biz bunu herhalükarda dile getirmeye çalıştık. Devleti devlet yapan kurumların olması gerekir dedik. Çok başlılıkla bu iş olmaz dedik. Hele bu iş Türklerin ipiyle kör kuyuya inmekle olmaz dedik. Biz bunu dediğimizde bağımsızlık karşıtı ilan edildik. Ne oldu? Sonuç ortadadır.

Evet “Bağımsızlık Referandumu,“ sandık başına giden halkın ezici çoğunluğuyla evetlendi. Bu beklenen bir sonuçtu. Kürd halkının önüne “Bağımsızlık istiyor musun? diye sandık korsan elbette halk yok demez. Bu, “Bağımsızlık Referandumu“ kararı alanların başarısı değildir. Halkımızın eğilimidir. Bu böyle anlaşılmalıdır. Kimse kendine pay çıkarmasın.

Evet halkımız bağımsızlık istiyorum dedi. Peki sonrası? Sonrası yok. Olması gerekir. Nedir bu? Bağımsızlığı ilan etmek. Bunu yapamıyorsan referanduma ne gerek vardı? “Halkın eğilimini öğrenmek istedik,“ diyorsanız bu eğilim 2005 yılında hemde şaibesiz olarak %98 oranında bağımsızlık yönünde irade beyanında zaten bulunmuştu. Bu bilinmiyor muydu? Kuşkusuz biliniyordu.

Fakat “Bağımsızlık Referandumu“ kararı alanlar ve uygulayanların hesapları başkaydı. Halkın eğilimini öğrenmeden öte 1992 yılından bu yana yıpranan imajlarını düzeltmek, içte halkın kendilerine olan tepkisini başka sorunlara yöneltmek için yapıldı. Geçici de olsa bunu başardılar ama bu sadece geçici bir durumdur. Çünkü sorunlar olduğu gibi orta yerde duruyor. Ki bu süreçte hesaplayamadıkları olumsuz tepkilerde aldılar. Bu da işin çabası. Bari deydi mi?

Kürd milleti “Bağımsızlık Referandumu“ kararı alanlardan bağımsızlık ilanı beklemektedir. Madem Kürd millet dostların uyarılarını dinlemediniz, “halkımıza baş vuracağız, o karar verecek,“ dediniz. Halk iradesini sandığa yansıttı. “Buyur ilan et,“ diyor size. Halk bekliyor. Siz de bu irade var mı? Yoksa eğer bu demektir ki bu halkı kendi soyguncu siteminizin devamı için kandırmış oldunuz. Bu ağır bir yüktür. Altında ezilirsiniz. Benden söylemesi.

6 Ekim 2017