590C3C45-4900-4A54-92C1-305962EAA85DKÜRTLER NE YAPSIN?

Ya da şu şekil soralım. Kürtlerden ne yapmalarını istiyorsunuz dostlar? Beyler, Hanım efendiler…?

Soruya cevap vermeden önce bazı tespitlerde bulunalım. Kürtler başka bir yerden bu topraklara gelip yerleşmediler. Tarihte insanlığın var oluşluyla birlikte Kürtler bu topraklarda görünür oldular. Tarihleri milattan önce 5-6 bin yıllara kadar gider.

Hz.Nuh tufanı ve Hz.ibrahim ile Nemrut kavgasının yaşandığı zamanından bu yana bu topraklarda yaşıyorlar. Kürdistan topraklarında Kuranda isimleri geçen pek çok peygamber ve nebinin kabir ve makamları bulunmaktadır…

Millattan önceki dinleri Zerdüştiliktir. Sonra sırasıyla Musevi ve İsevi oldular. İslam’ın ortaya çıkışıyla birlikte Müslüman oldular. Bu gün kürt nüfusun ana çoğunluğu Müslüman-sünni ve şafiidir. Bir kısmı ise Alevidir. Yaresan, Ezidi, Nasrani, Zerdüşti ve Yahudi’dirler.

Kürdistan coğrafyası, bu gün orta doğuda İran ve Türkiye’den sonra üçüncü büyük coğrafyadır. Sınırları türkiyenin yarısından başlar, suriyenin kuzeyi, Irakın Kuzeybatısı ve iranın batısını kapsar. Kürdistan toprakları ağırlıklı olarak Türkiye, İran, ırak ve Suriye arasında pay edilmiştir. Kürtlerin bu günkü nüfusları 50 milyon ile 70 milyon arasında telaffuz edilmektedir. Çünkü bu güne kadar hep yasaklarla muhatap oldukları için sağlıklı bir nüfus sayımları yapılmamıştır. Bu nüfus bu gün başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın her yerine dağılmıştır. Çoğunluk itibariyle Türkiye, iran, Irak, Suriye, Lübnan, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Afganistan, Bangladeş, Mısır, Avrupa ülkelerine dağılmış durumdalar.

 

Kürtler ana gövde itibariyle Müslüman bir millet ve kavimdir. Türklerden daha önce İslamı kabul etmiştir. Türklerin binli yıllarda Anadolu’ya göçleri sırasında Müslüman olmaları hasebiyle onlara destek olmuşlar. Bizans ordularına karşı birlikte savaşmışlar. Hatta Müslüman olan Türklerle birlik olup Müslüman olmayan Türklere karşı savaşmışlar.

 

Ortaçağ batı haçlı ittifakı savaşlarında kudüsü işgal ettiklerinde Şarkın sultanı unvanlı, Adaleti ve yiğitliği ile nam salmış Kürt-Sultan Selahattin’i Eyyubi sayesinde Kudüs işgalden kurtarıldı. İslam coğrafyası haçlı mezaliminden kurtarıldı.

Osmanlı-İslam tarihinde istanbul’un Fethi ne kadar önemli bir dönüm noktası ise Eyyubi-Selçuklu İslam tarihinde Kudüsün Fethi ve İslam topraklarının Haçlıların işgal ve mezaliminden kurtarılması ondan kat be kat önemlidir. Ama ırkçı bir kafa ile tarihi ele alanlar nedense tarihi olay ve olgular konusunda adil ve objektif davranamıyorlar. Her olay ve olguyu konulması gereken yere bir türlü koyamıyorlar.

İslam tarihi boyunca Kürtler, Müslüman bir millet olarak İslam milletlerine asla bir ihanet ve kötülük etmediler Ve bu güne değin temiz bir dindarlığı yaşadılar. Din ve inancını hiç bir zaman kavmi ve milli hedeflerini gerçekleştirmek için kullanmadılar. Sünni bir kavim olduğu için genel itibariyle daha çok Sünni blokta yerini aldı. Dolayısı ile Osmanlılar ve onların ardılları olan Türklerle hep kader birliği yaptılar. Osmanlıların katıldığı bütün savaşlarda hep önemli roller oynadılar. Özellikle 1.ci dünya savaşı, Balkanlar, Çanakkale, kurtuluş savaşlarında bu millet adeta yok oldu. Çünkü genel olan geri kalmışlık ve yoksulluğa bir de savaşların yıkıcı tahribatı yüklendi.

Kürtler 19.cu yüzyılda batıda gelişen dar milliyetçilik ve ırkçılık hastalığının en büyük mağdur ve kurbanları oldular. Osmanlı-islam toprakları bütünüyle Batının emperyalist çıkarlarına göre taksim edildi. Bu taksimatlar öyle bir şekil yapıldılar ki, onlar için yüz yıl savaşılsa yine de çözüme zor kavuşur bir görünüm arz ediyor. Düşünün bir yandan köy büyüklüğündeki bir nüfusa sahip kabilelere devlet olma hakkı tanındı. Öte yandan dört-beş devlet büyüklüğündeki bir millete devlet hakkı verilmediği gibi, toprakları beş altı ülke tarafından pay edildiler…

Burada en büyük haksızlık ve zulüm ise Kürtlere yapıldı. Kürtler- her türlü insani ve milli haktan mahrum olarak hem nüfus hem topraklarıyla birlikte 5-6 ülke arasında pay edildiler. Ve bu pay edilme ile de kalmadılar. Kürdü kendi egemenliğine alan her devlet(Türk, İran, Irak, Suriye-Rusya, Azerbaycan-Ermenistan) kendi ırki, dini, mezhebi anlayışına göre Kürtleri çok barbar bir şekilde asimile etmeye çalıştılar. Bu asimilasyon politikalarının başarıya ulaşması için Kürtleri mecburi iskânlara, göçlere, talan ve yıkımlara tabi tuttular. Ve Kürtler bunu asla içlerine sindiremediler. Kürdistan coğrafyası,1900’lhu yıllardan bu yana Kürtlerin maruz kaldıkları bu zulümden dolayı hep hareket ve isyan halindedir…

Türkiye’de Cumhuriyet dönemi isyanları, Şey Said, Dersim-Seyit Rıza isyanları ile başlayan süreç bu gün şekil ve mahiyet değiştirerek pkk’nin silahli isyanı ile varlığını sürdürüyor. Türkiye’deki Kürtler, bu yüzyıllık zaman zarfında tam üç defa çok ciddi katliam ve talanlarla karşı karşıya kaldılar. Cumhuriyet dönemi isyanlarda binlerce köy yerle bir edildi. İstiklal mahkemeleri ile birlikte ne kadar insanın öldürüldüğü, idam edildiği, hapis ve sürgün edildiğini tam olarak bilmiyoruz. Çünkü bu konudaki devlet arşivleri hala yasak. O günlerin en bilindik trajik anısı şudur. İstiklal mahkemelerinde hiç Türkçe bilmeyen bir Kürt gencinin idam edilişi…

Olayın ayrıntısı şu şekildir:

 

“Olayı birinci ağızdan nakledeceğiz. Ahmet Süreyya Örgeevren, 1926 da Şeyh Said olayından sonra Diyarbakır’da kurulan İstiklal Mahkemesinin Baş Savcısıydı. Bu mahkeme, bilindiği gibi verdiği seri idam kararlarıyla ünlüdür. Ahmet Süreyya Örgeevren, 1960’larda Dünya gazetesinde yayınlanan hatıratında, duruşmalar esnasında yaşanan ilginç ve trajik olaylara yer veriyor.

“Bir gün mahkemeye karayağız, yiğit bir Kürt genci getirdiler. Hâkimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hâkimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler…”

Mahkemenin idam gerekçesi dehşet vericidir: “Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına…” “Hemen o gece çocuğu götürüp astılar” diyor.

 

Baş savcı, daha sonra bu olayın etkisinden kurtulamadığını anlatıyor: “Dağkapı’da Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz, o Türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve Türkçe, niye beni bıraktın beni idam ettirdin? diye tehdit etti. Sabaha kadar bu hal iki-üç kere tekrarladı.Deliye dönmüştüm…”

Sabahleyin, mahkemeye gittim ve hakim arkadaşlara dedim ki, ‘Birader, Türkçe bilmeyenleri asarsak tüm-Diyarbakırlıları, hatta tüm doğuluları asmamız lazım. Biz buraya suçluları cezalandırmaya geldik.’ Rüyada başıma gelenleri onlara anlattım. Mazhar Müfit ve Öteki hakimler, ‘sen karışma, bu bizim işimizdir’ dediler. Bende savcılığımı ileri sürdüm, aramızda münakaşa ağız kavgasına kadar ilerledi. Ben ve onlar şifre ile durumu Ankara’ya bildirdik. Bir hafta sonra şu telgrafı aldım:

“Ahmet Süreyya Bey, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Baş Savcısı:

“Gayemiz, Kürtlerin ve Kürtçülüğün kafasının ebediyyen ezilmesidir. Hakim arkadaşlarınla anlaş. Gözlerinden öperim.” (Başvekil İsmet İnönü)…”(1)
1980’lerde başlayan sağ sol çatışması sonrası pkk’de somutlaşan olaylar dizisi ve buna karşı alınan önlemler kapsamında gelişen jitem- faili meçhul olaylar, koruculuk sistemi, pkk saldırıları kıskacında 50.000’den fazla insanın yaşamını yitirdiği, bunların büyük bir kısmının faili meçhule gittiği. Ve faillerinin hala ortaya çıkartılmadığı 19.500 faili meçhul dosya hala ortada. 3.000-4.000 köy boşaltıldı. 2 milyonun üzerinde kürt köylüsü batı illerine göç etmek zorunda kaldı.

En son 2015 yılı haziran seçimlerinin hazımsızlığı ve Suriye Krizi sonucu başlayan kaos sonucu gelişen yanlış Hendek faciasında kürdilik damarı gelişkin bütün kürt yerleşim birimleri şimdiye kadar hiç tanık olmadıkları bir faciayı yaşadı. Sivil yaşamın tam ortasında,sivillerin bir çeşit rehin alındığı sokaklarda bu hendekler Tank ve top gibi ağır silahlarla dövüldü.Hendeklerin kurulduğu sokaklar ve çeperindeuki yerler harabeye döndü.Binin üzerinde insan yaşamını kaybetti.Bunların çoğunluğu sivil insanlardı. Bu hengamede bir barış insanı olan Diyarbakır Baro başkanı gündüz ortası Diyarbakır’ın tam göbeğinde, tarihi dört ayaklı minare’nin dibinde, kameraların gözü önünde, canlı yayında bu kirli savaşa karşı çıktığı için faili meçhule kurban giderek sehit döştü Yaşanan göç ve talanın izleri hala silinmiş değil. Ve adına çözüm süreci denen tam anlamıyla çöktü. Kürt meselesi nerede ise 1930’lardaki karanlık belirsizliğine döndü. Mesele içinden çıkılmaz bir arap saçına döndü.

İran Mehabat Kürt Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Qazi Muhammedi idam ederek, Kürtlere karşı olan hunharlığını başlattı. Bu gün ise dünyanın gözü önünde insanları vinçlerle idam ettirerek evam ettiriyor.

 

Suriyede Kürtler ülkenin kuzey şeridinde mukim. Daha çok Osmanlının son dönemlerinde ve cumhuriyet dönemindeki sürgün ve firarlardan oluşmuş. Hafız Esadın zulmü, diğer parçalardaki zulümlerden hiç de az değildi. Orada yaşayan 3 milyona yakın kürdün kimlikleri yok. Çocuklarını nüfuslarına alamıyorlar. Resmi olarak evlenemiyor. Arazi, mal, mülk satın alıp kendi adlarına tapulayamıyorlar..(2) Arap Baharı sonrası ortaya çıkan kaos sonrası Suriye’nin son durumu gözler önünde. Oradaki Kürtler çok ciddi bir ölüm kalım savaşı sonrası bu gün kısmen can güvenliklerini sağlamış durumdalar. Ancak savaş halen devam ediyor…Ve sözüm ona İslam devletlerinin tümü katillerin,canilerin arkasını tutuyor. Mazlum halk, Araplar ve Kürtler ölümlerden ölüm, sefaletlerden sefalet seçmek zorunda kalıyor.

Irakta Kürtlerin mücadelesinin kökeni 1900’lu yıllara kadar gidiyor… Bu mücadelen mimarları Barzani ailesidir. (3)Mesut Barzani’nin Babası ve dedeleridir. Barzanilerin aslı Hakkari yöresi Kürtleridir. İslam’ın zuhuruyla Müslüman olmuş bir ailedir. Nakşibendi tarikatının Halidiye kolunun önemli Şeyhlerindendir. Barzan medreseleri meşhurdür. Bu medreselerde pek çok Kürt şeyh ve alim yetişmiştir. Halen ilim yaymaya devam ediyor. Şu anda Barzan vakfı olarak varlığını devam ettiriyor.

Barzanilerin ırak rejimlerine karşı insani mücadeleleri adeta birer destandır. Ve ırak rejimleri bunu katliamlar ve idamlarla doldurmuştur. Mesut Barzaninin amcası Şeyh Abdusselam idam edilmiştir. Babası Melle Mustafanın ömrü sürgün savaş ve hapislerle geçmiştir. Irak rejimlerine karşı Sovyetlerden yardım almak için yaptığı karlı dağ yürüyüşü meşhurdur. Türkiyede sürgün yaşamıştır.Saddam’ın ismini kurandan alan Enfal operasyonlarında 250.000 kürd kayıptır. Halepçe faciasında resmi verilere göre 5.000’in üzerinde insan bir gecede kimyasal gazlarla şehit oldu. İşid barbarlığının katliam ve vahşetlerinde başta Ezidi Kürtler olmak üzere ne kadar kürdün yaşamını yitirdiği. Ne kadar kürd kadın ve kızının güya İslam adına kurulan orta doğunun köle pazarlarında rezil birer cinsel obje olarak satışa sunulduğunun, ne kadarının hala bu vahşilerin elinde esir olduğunu net olarak bilemiyoruz…

Bütün bunları bir araya getirdiğimizde. Kürtlerin kendi Anadillerini resmi olarak kullanmalarına izin vermiyorsunuz. Çocuklarını anaokulu, kreş, ilkokul, ortaokul, lise, üniversitelerde anadilleriyle eğitim görüp ana babaları gibi Kürt olarak büyümelerine izin vermiyorsunuz. Coğrafyalarının bütün Kürtçe isimlerini değiştirdiniz. Çocuklarına Kürtçe isim bile vermelerine yasal olarak izin vermiyorsunuz. Bulundukları her yerde zımnen ikinci sınıf insan, kaçak, suçlu muamelesi görüyorlar. Köyleri, yerleşim birimleri, ormanları, ekinleri, bağ-bahçeleri yakılıp yıkılıyor. Kadınları kızları kaçırılıyor. Çocukları terörist diye öldürülüyor. Onları bütün u felaketlerden koruyacak bir polis ve askeri güçleri yok. Toprakları paramparça. Bir petrol denizi, tarım ve zenginlik kaynakları ile dolu. Ama Ortadoğu’nun en geri, en yoksul toplumu…

Kanton, özerk, federal yönetim olmalarına, devlet kurmalarına izin vermiyorsunuz. Devlet olmalarına asla. Kendi geleceklerine dair bir söz sahibi olabilmeleri için bir referandum bile yapmalarına kıyamet koparıyorsunuz. Kürt meselesini sakız niyetine tartışanların her şeyleri baştan sona tartışmalı… Bunlar insanlıktan ve adamlıktan anladıkları da son derece şüpheli.

 

Peki, siz ortalama 50 milyonluk bir nüfus, ki çoğunluğu sizin gibi müslümandır ve 550.000 km2 toprağa sahip bu milletin ne yapmasını istiyorsunuz beyler?,

Nasıl yönetmek istersiniz beyler? Barbar Roma’nın dilsiz köleleri gibi mi?,

Babalarınızın kapı uşağı mı, yoksa saraylarınızın iç oğlanları ve nedimeleri gibi mi?

 

Hadi bize insani bir şey söyleyin de tartışmaya değer bulalım. Siz insanlıktan tek kelime bile öğrenmiş olaydınız kürtler için kullandığınız bu rencide edici aşağılık dili derhal terk edip insanca bir dil ve üslupla,akıl ve vicdan muhakemesi ile bu konuyu ele alırdınız…Kullandığınız bu dilin aynısı bir gün size karşı kullanıldığı vakit ,belki o zaman sizde az buçuk bir empati gelişir. Yahu biz bu Kürtlere neler yapıyoruz, ne yapmaya çalışıyoruz diye kendi kendinizi sorgulama ihtiyacı duyarsınız…

Son sözler niyetine…

 

Son günlerde ülke ve dünya gündemini epey meşgul eden Güney Kürdistan’daki referandum, beraberinde üç şeyi çok net olarak ortaya çıkardı:

 

1.Kürdüz diyen yapı ve kişilerin Kürdistan’ı değer ve taleplerin arkasında ne kadar durabildiklerini. Bu meselede ne kadar samimi olduklarını.

2.Müslümanlık iddiası olan devlet yapı ve kişilerin Kuranın bütün Müslüman birey ve topluluklara vermiş olduğu hakların herkese adil dağıtımı konusunda ne kadar samimi olduklarını.

Çünkü buna karşı çıkanların hepsi farklı birer devlete sahipler ve Müslümanlık iddiaları var. Üstelik İslam adına kürdilerin bu meşru hak ve taleplerine karşı çıkıyorlar… Hâlbuki Kürdler de en az onlar kadar Müslüman bir milletir. Ve bu haktan mahrum yaşıyorlar.

3.Birey ve toplumların hak ve özgürlüklerinden yana olanların savundukları değerlerle ne kadar samimi olduklarını. Sonuçta kendileri hem birey hem toplum olarak bu hakların konforunu fazlasıyla yaşıyorlar. Ama Kürtler bundan mahrumlar.

 

Bu Referandum, Kürt milletinin, Kürdistan’ın 100’lerce yıllık inkarının artık kırılıp varlığının dünyaya ispatıdır. Dolayısıyla Kürtlerin en meşru hakkıdır. Bu meşru hak talebi bir Barzani, Öcalan veya başka birinin özel meselesi olmaktan çoktan çıkmış. Bir millet iradesi meselesidir. Barzani sadece buna doğru bir rehberlik ediyor. Eğer mesele halkın milli iradesi ise, bütün engelleme, korkutma ve dezenformasyonlara rağmen kürt halkı iradesini bu yönde kullandılar

Kürtlerin etrafındaki devletler bu havzada gerçekten de barış nhuzur ve güven istiyorlarsa Kürtlerin meşru hak, talep ve kararlarına saygı göstermek durumundalar. Bu hem insan hem de Müslüman olmalarının bir gereğidir. Uluslar arası hukuk ve temel insan hakları da herkesten bunu bu şekil istiyor.

 

 

Sedat Doğan-Teletex News24