742D1C35-6475-426D-B4D0-A6DB0C654463Kürtler uzun bir yoldan geliyor. Sürgünlerden, katliamlardan, ihanetlerde geçerek geldiler. Daha nice uzun ve çetin yollarının önlerinde olduğunu da biliyor. Dargeçitlerden, engebeli gediklerden ve nice uçurum kenarlarından geçmek zorunda oldukları çok net olarak görülüyor. Hem gelinen uzun yolla ilgili hem de gidilecek mesafe konusunda çok şey söylemek mümkün. Önemli olan, söyleneceklerin hangi ağızdan çıktığı ve amacın ne olduğudur.

Şimdi güncel konuşalım. Referandumun bizzat “kendisi”, hatta Kürtlerin oluşturmak istedikleri devlet biçimlerinin, daha da önemlisi peşinde koştukları yeni yapılanma idealinin bile “Kürt sorununun özü” olduğunu sanmak yanlış olur. Peki, Kürt sorunun özü nedir? “Sorun” olarak tanımlanan olgunun doğmasında kuşkusuz Kürtlerden kaynaklanan zaaflar dâhil olmak üzere, var olan tüm hegomonik yapıları ortadan kaldıracak ve toplumsal yapıyı temelinden değiştirecek olan “ahlaki ve politik” değerleri egemen kılacak yeni bir “Kürt toplumsal yaşamı” yaratacak niteliğe (devrime) kavuşma mücadelesidir.

Başka bir ifadeyle Kürt halkının kendini yeniden örgütlemesi ve yeni bir içerikle tarih sahnesine çıkma arzusu olarak ifade etmek mümkündür. Bugün Ortadoğu ve dünyanın gündemine oturmuş ve herkesin kendi açısından ele aldığı referandumu da bu anlayışla değerlendirmek gerekir. Kimin ne sözü varsa bu anlayış çerçevesinde söylemesi zorunluktur. Tersi duruşlar Kürtleri yeni bir iç çatışmaya sürükleyeceği gibi, Bölge devletlerinin de Kürtler üzerindeki baskısını artıracaktır. “Tehdit ve işgale” karşı birlik olmak ana politik görev olmuştur.

Bu nedenle de olsa referandumun “bir satışa” kurban gitmemesi ve pazarlık konusu yapılmaması için Kürtlerin birlikteliğinin önemi bir kat daha artmıştır “Ulusal demokratik kongrenin” yapılması bu açıdan da zaruriyet arz etmektedir.
Evet, yüz yıldır Türkiye, İran, Irak, Suriye ve global devletler tarafından hırpalanan, umutları torpillenen, mücadele direnci kırılan, “inanç ve mezhepleri” erozyona uğrayan Kürt, Arap, Türkmen, Asuri, Ermeni halkların yeniden gerekli olan benliklerine ulaşmaları için referandum sonucundan dersler çıkarmak bir başka görevdir.

Yıllardır Kürtlerin yürüttükleri özgürlük ve demokrasi mücadelesi olmasaydı Ortadoğu’da yaşayan kimi halkların bugün esamesi bile okunmayabilirdi. Türkmenler başta olmak üzere bu bölgede yaşayan halkların politik haklarından söz etmek bir yana onların fiziksel varlıklarından bile söz etmek imkânsız olurdu.
Kuzey Suriye’de yapılan “Komün” seçimleri de en az referandum kadar politik gündeme oturmuştur. Kürt paradigması halkların özgürlük seçeneği olmuştur. Güney Kürdistan’a güç katan en büyük dayanaklardan biri de budur. Tüm gelişmeler Bölge devletlerinin ikiyüzlü politikalarına karşı Kürtlerin birleşmesinin gerekliliğini gösterdiği gibi Güney Kürdistan yönetimine de “başarı” için şans sağlamıştır. Daha da önemlisi Güney Kürdistan’ın demokratikleştirilmesi ve tüm “Kürtlerin ulusal birliklerinin” oluşmasının gerekliğini tüm Kürt partilerine anlatmıştır. Dipten gelen bu dalga “Kürt politikası”nın yeni bir içerikle donanmasını zorunlu kılmıştır.

Dün “referanduma karşıyız” diyen bölge devletleri şimdi ise “buradan Kürdistan çıkmaz” diyorlar. Kürtlere karşı Bağdat Paktı’nı çok gerilerde bırakan yeni bir “kutsal ittifak” kurulmuştur. Anti-Kürt cephe bölge devletlerinin tek ortak politikası olmuştur. Güney Kürdistan, tarihinde ilk kez Ankara, Tahran ve Bağdat’ın oluşturduğu ortak politikanın hedefine konulmuştur. Irak’ta “Federatif” yapı zaten çoktan dağılmış. Bağdat’ı yöneten Haşdi Şabi’dir. İran’ın da Kerkük’e “göz dikmesinin” nedeni buradan gelmektedir.

Kürtlere uygulanan tüm ambargolar bu cephenin eliyle yürürlüğe sokulmuştur. “Hedef Kürtler değil, terör örgütleridir” demagojisi kocaman bir yalandır. Bölge devletleri tarafından 1991 körfez savaşından bu yana Kürtlerin tehdit edilmesinin nedeni bugün daha açık biçimde anlaşılmıştır.

Dikkate alınması gereken bir diğer konu, “Radikal İslam’ın” yeni tuzağıdır. Referandumdan bu yana başta AKP olmak üzere kimi rejim partilerinden desteklerini çekmeye başlayan inançlı Kürtler “İslamiyet”i kalkan olarak kullanan “Kürt İslam partileri” girdabına çekilmek istenilmektedir. Başta dindar Kürtler olmak üzere bölgenin tüm halkları bu konuda dikkatli olmalıdır. Diğer bir tehlike de “tırşıkçı” ve hain Kürtlerin kendilerine güç devşirmek için yaptıkları manevralardır. Kürt partileri arasını nifak sokma ve Kürtler arasında çatışmalar yaratma çabaları boşa çıkarılmalıdır. Ortadoğu’nun istikrarsızlaşmasını engellemek ve “İslamo-faşist” yükselişin önüne geçmek ancak Kürtlerin katkısıyla olasıdır.

 

4.10.2017 Ömer Ağın-Teletex News24